6 Temmuz 2017 Perşembe

Karaciğere İyi Gelen Meyveler

Blogun en popüler yazılarından birisi Karaciğere İyi Gelen10 Yiyecek isimli çalışmam olmuştu. Buna çok fazla şaşırmamak lazım çünkü ne de olsa karaciğer bedenimizin sanayi sitesi görevini gören organı. Vücudumuza zararlı ne yer, ne içersek içelim bir şekilde karaciğerimizi de etkileyeceğini unutmamamız lazım. Bu yüzden karaciğere iyi gelen yiyecekler konusunu biraz daha derinleştirmek ve gıda gruplarına göre ayrı ayrı bakmak istiyorum. Bu yazının konusu da işte bu yeni plan doğrultusunda Karaciğere İyi Gelen Meyveler olacak.

Yeşil sebze ve meyvelerin sağlıklı bir diyetin vazgeçilmez parçaları olduğu muhakkak. Ancak sık sık yeşil yaprakları ve tatlı meyveleri mideye indiriyoruz diye diyetimizden maksimum fayda sağladığımızı düşünmek çok hatalı olur. Mesela günde üç dört tane kocaman salatalık ve akşam yemekten sonra koca bir dilim karpuz yiyorsanız aslında bol bol su, biraz C vitamini ve diğer antioksidanlardan aldığınızı ama pek çok vitamin ve mineral açısından pek de bir kazanç sağlamadığınızı bilmeniz gerek.

Şimdi gelelim karaciğerimizi daha iyi korumak için hangi meyvelerin bize yardım edeceğine. Bu listeye sadece meyveleri katacağız ve önceki listelerden biraz daha fazla detay vereceğiz.

1 Greyfurt : Bu mayhoş meyveyi seve seve yemek herkesin harcı değil. Ancak mucizevi özellikleri ve yüksek antioksidan konsantrasyonu ile greyfurt onu yemek için harcadığınız emeği karşılıksız bırakmaz. Yüksek C vitamini ve antioksidan yoğunluğu karaciğerin detoksu için en çok ihtiyacı olan maddeler. Aynı zamanda bir tür flavonoid olan naringen de içeren greyfurt karaciğerin yağlanmasını azaltırken yağ yakıcı enzimleri daha fazla salgılamasına yardımcı oluyor. Eğer greyfurtu portakal mandalina yer gibi yiyemiyorsanız suyunu sıkıp diğer meyve suları ile karıştırarak da kullanabilirsiniz. Greyfurtu yerken yüzünüz ekşiyebilir ama karaciğeriniz bayram eder.

2 Avokado: Bu tür yazılarda Avokado’nun mutlaka bir köşeden girmesinden bıktınız mı? Avokado modası bitecek gibi durmuyor ama bunun çok iyi bir sebebi var. Yakın zamana kadar egzotik bir değişiklik olarak soframıza soktuğumuz avokado Antalya yöresinde artan üretimi ile salatalarımızın vazgeçilmez malzemelerinden birisi olmaya aday. Avokadonun sayısız faydalarından birisi de glutatyon (glutathion) üretimine etki eden antioksidanlar bakımından çok zengin olması. Glutatyon’un karaciğerin kendi kendini tamir etme özelliklerini koruması ve arttırması açısından çok önemli olduğu düşünülüyor. Dolayısıyla bir sonraki salataya avokado ekleyip eklememek konusunda kararsız kalırsanız karaciğerinize bir iyilik yapın ve o yeşil oval meyveyi hemen dilimleyin.

3 Limon: Limon suyunun, limon kabuğunun iyi gelmediği şey yok gibi. Eğer tüm yazılanlar doğru olsaydı sadece limon kabuğu rendeleyerek ve limon suyu içerek ebedi sağlığa kavuşurduk. Pek çok abartılı yazı bir yana limon gerçekten de sayısız faydası ile bir mucize meyve. Belki limonu dilim dilim yemek herkese göre değil ama limon suyunu diyetimizden eksik etmemek karaciğer açısından çok önemli. Karaciğer detoksu için önemli antioksidanlar bakımından zengin olan limonun en faydalı olduğu zaman sabah saatleri. Sabah kalktığınızda kahvaltı ile birlikte yarım limonun taze sıkılmış suyunu içiverin ve karaciğeriniz güne iyi başlasın.


4 Elma: Evet bildiğimiz elma. Çoğu zaman özellikle bir rahatsızlığa ya da organımıza iyi geleceğini hayal etmediğimiz bir meyvedir. Ancak elma tüketimi safra üretimini arttırarak karaciğerin kendi kendini temizleme sürecini hızlandırır. Taze elmada aynı zamanda pek çok antioksidan bulunur ve karaciğerin doğal dostlarından birisidir. İçerdiği peçtin fiberleri ağır metallerin suyla atılmasına yardımcı olarak vücudunuzun ve özellikle karaciğerinizin bu tehlikeli maddeler tarafından zehirlenmesini engeller. Ancak elma aynı zamanda en çok ilaçlanan ve yıkandığında dahi bünyesinde zirai ilaçların kalıntılarını içerebilen bir meyvedir. Dikkatsiz tüketimi faydadan çok zarara sebep olabilir. Eğer organik elma size çok pahalı geliyorsa ya da organik ürünlere erişiminiz kolay değilse en azından elmaları çok iyi yıkadığınızdan emin olun. Biraz vitamin kaybına mal olsa da kabuklarını biraz derin soyarak ilaç kalıntılarından kendinizi koruyabilirsiniz. 

Sizce unuttuğumuz meyveler var mı? Siz karaciğer sağlığınız için neler yapıyorsunuz? Yorumlarınızı bırakmayı unutmayın...Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...

29 Nisan 2016 Cuma

Domates'in 9 şaşırtıcı faydası
Domatesin lezzetini biliyoruz. İyi bir C vitamini kaynağı olduğu da malumunuz. Ancak hem çiğ hem de pişmiş domatesin belki de hi aklınıza gelmeyecek faydaları da var. Domates diyerek geçmeyin. Amerika'nın eski dünyaya armağanı olan bu sebze sadece güzel tatlı güzel renkli bir çeşni değil. İşte domatesin sizi şaşırtacak dokuz faydası:

1- Kanser riskini azlatır

Domateste bol miktarda bulunan Lyocepene maddesinin rahim ve prostat başta olmak üzere pek çok kanser türünün ortaya çıkma riskini azalttığı düşünülüyor. Aynı zamanda antioksidanlar bakımından da zengin olan domates kanser riskini arttıran serbest radkallerin vücuttan atılmasında yaban atılmayacak bir rol oynuyor. 

2-Cilt sağlığını destekler

Güneş yanıklarına karşı mücadelede domates içerdiği beta karoten sayesinde en etkili yiyecekelrden birisi. Şimdi güneş yanığına iyi geliyor diye yanıklarınıza domates püresi sürmeye kalkmayın. İçerdiği maddeler ile yediğimiz domatesler cildi güçlendirerek güneş yanıklarına karşı daha dirençli olmamızı sağlıyor. Ama siz yine de dün gece yediğiniz domatesli makarnaya güvenip güneşe gerekli koruma önlemlerini almadan çıkayım demeyin.

3 - Domates kemikleri güçlendirir

Domates içerdiği K vitamini ve kalsiyum sayesinde kemik sağlığınıza da katkıda bulunuyor. Aynı zamanda domateste bulunan lyocepene'in kemik kütlesini arttırmakta faydalı olduğu biliniyor. Kısacası osteoporosis tehlikesinin baş gösterdiği ileri yaşlarımızda dometes tüketimimizi azaltmadan devam ettirmek önemli. Lyocepene'in kemik sağlığı konusundaki etkisi osteoporozla mücadele etmeye yardımcı olmak amacıyla üretilen destek ürünlerinde (multivitamin komplekslerinde, vb.) mutlaka yer aldığı gibi sadece Lyocepene içeren kapsüller de satışa sunulmuş durumda. Ama domates yemek varken neden hap yutalım?

4 - Domates Kan şekerini regüle eder

Domates iyi bir krom kaynağıdır. Krom çok fazla tüketmemeniz gereken bir metal. Ama zaten herşeyin fazlası zarar değil mi? Kandaki krom doğru seviyede olduğunda kan şekerini ideal seviyede tutmaya yardımcı olur. Domates şeker hastalığı için bir çare ya da ilaç değildir ancak klinik olarak diyabetli olmayan bireylerin kan şekeri seviyesini düzenlemede etkilidir.

5 - Domates ile daha keskin gözler

Domates iyi bir A vitamini kaynağıdır. Keskin gözler için ön plana çıkan yiyecek havuç olabilir ama doamtesi de yabana atmayın. A vitamini görüşünüzü keskinleştirmekle kalmaz aynı zamanda gece körlüğü dediğimiz az ışıkta görme yetisinin yitirilmesi sorununa da iyi gelir. Belki daha önemlisi domatesin yaşla ilgili göz problemlerinden birisi olan maküler dejenerasyon riskini azalttığı bilinmektedir. 

6 - Domates saçları canlandırır

Üzgünüm size müjdeli haber veremeyeceğim. Domates saç dökülmesine iyi gelmez. Ama hali hazırda sahip olduğunuz saçlarınızın daha sağlıklı ve parlak görünmesine yardımcı olur. A vitamini ve diğer mineraller saçlarınızı güçlendirecek ve daha sağlıklı görünmelerini sağlayacak.

7 - Domates böbrek ve safra kesesi taşlarını önler

Böbrek ve safra kesesi taşı problemi büyük ölçüde genetiktir. Kimi bireyler hayat tarzlarından ve beslenmelerinden bağımsız olarak daha fazla taş ve kum sorunu yaşar. Yiyeceklerimize dikkat ederek taş riskini ancak azaltabiliriz. Nitekim taş tutacak böbrek ne yerseniz yiyin taş ya da kum üretecektir. Domatesin bu faydalı özelliğinden faydalanmak için ise çekirdeklerini ayıklamanız gerekecek. Klinik araştırmalarda böbrek taşı oluşumunu azalttığı tespit edilen beslenme rejimi çekirdekleri ayıklanmış domatesler içeriyor.

8 - Domates kronik sancılarınızı azaltabilir

Kronik sırt ya da romatizma ağrıları çekiyorsanız sancılı bir günün ne kadar kötü olduğunu bilirsiniz. Ağrı genellikle dokularda meydana gelen enflammasyondan kaynaklanır ve pek çok ağrı kesici enflamasyon azaltıcı aktif maddeler içerir. Domates de bioflavonoid (çikolatada da bol bulunur) ve karotenoidler bakımından zengin bir yiyecektir. Eğer son zamanlarda kronik ağrılarınızda bir artma olduysa sebebi belki de az domates yemeniz olabilir.

9 - Domates kilo verdirir(belki)

Domates mucize diyet yiyeceği değildir. Kalkıp da size domates yiyerek üç haftada on kilo verin gibi deli saçması tekliflerde bulunmayacağım. Ancak domates iyi bir lif kaynağıdır (orta boy bir domateste günlük lif ihtiyacınızın %10-12 kadarı bulunur) bu da onu salataları doyurucu yapmak için mükemmel bir kaynak kılar. Domatesle tatlandırdığınız salatalar aynı zamanda sizi daha uzun süre tok tutar. Domates, yüksek su oranı, vitamince zengin olması ve düşük şeker oranı ile sağlıklı bir diyetin olmazsa olmazıdır.

28 Nisan 2016 Perşembe

Domates'in Faydaları, Sırları, Tehlikeleri

Amerikan Hediyesi:

Domates bize Amerika’nın bir hediyesi. Evet, kıta olandan bahsediyoruz. Avrupalılar domates ile İspanyollar’ın Meksika’daki keşif ve fetihleri sonrasında tanıştılar. Orta ve Güney Amerika’da yiyecek olarak kullanılan domates Avrupa’ya oldukça yavaş bir şekilde yayıldı. 1880’lerde İtalya’da pizzanın popülerleşmesi ile mutfakların vazgeçilmezi haline geldi. Türk mutfağının temel taşlarından birisi olan domates ve özellikle domates salçası Osmanlı mutfağına tahmin edeceğinizden çok daha geç bir dönemde girdi: 19.yüzyılın ortalarında. Halk mutfağına girişi ise daha çok yirminci yüzyılın başından itibaren gerçekleşti. Bugün bile klasik saray tariflerine bakarsanız tencere yemeklerini tatlandırmak için gün kurusu, koruk suyu, nar ekşisi’nin sıklıkla kullanıldığını ancak domatesin adının bile geçmediğini görürsünüz. (http://tafed.org.tr/tr-tr/haberler/356/gecmisten-gunumuze-turk-mutfagi)
 

Korkulan Zehir’den Mutfağın Başköşesine:

Arada sırada domatesin yeşil yapraklarını ve saplarını yemenin tehlikeli olduğunu duyarsınız. Eğer bunun abartı olduğunu düşünüyorsanız tekrar düşünün. Domates nightshade ya da Latince adıyla Solanaceae ailesine mensup bir bitkidir. Bu bitki ailesinin Türkçedeki karşılığı ise itüzümü ya da köpek üzümüdür. Bu türler solinin denilen bir toksin üretir ve kimi türler ciddi derecede ölümcül olabilir. Deadly Nightshade ya da Türkçe adıyla Güzel Avrat Otu yeterli miktarda tüketildiğinde sizi asla uyanmayacağınız bir uykuya götürür. Domates bu bitki ailesinin nispeten masum bir üyesi olsa da bünyesinde solininin bir türevi olan tomatin toksini barındırır. Bu toksin yeşil yapraklarda, meyvelerin yeşil saplarında, ve olgunlaşmamış yeşil meyvelerde yoğunlaşırken olgun kırmızı domateslerde oldukça az miktarda görülür. Olgun domatesler hiç riskli değildir. Yeşil domatesler de çok büyük miktarda tüketilmedikçe hiçbir rahatsızlığa yol açmaz. Yeşil yaprakları ise acı tatları yüzünden zaten yemek istemezsiniz. Nadiren de olsa domates alerjisi görülebilir. Çeşitli şiddetlerde olsa da alerjinin en temel semptomları özellikle çiğ domates tüketimini takip eden saatlerde ciltte kızarma, terleme, ve burun akıntısı ve kaşıntı olarak kendini gösterir. (http://www.gardeningknowhow.com/edible/vegetables/tomato/tomato-plant-toxicity.htm)

Antioksidan deposu

Domatesin pek çok bilinen faydası vardır. Ancak en önemli özelliği içerdiği antioksidanlardır. Özellikle lycopene açısından zengin olan domatesin kanser riskini azaltmakta, kalp ve damar hastalıklarını önlemede faydalı olduğuna dair klinik (ancak henüz tartışılan) sonuçlar vardır. Domates aynı zamanda cildi güneşin tehlikeli UV (morötesi) ışınlarından korumada ve güneş yanıklarını önlemede etkilidir. Diyabeti önlemede etkili olmasa da hali hazırda diyabet hastası olanlarda oksidatif stresi azalttığı yolunda bulgular mevcuttur. Domatesin içerdiği lyocepene’in dejeneratif sinir sistemi rahatsızlıklarında tedavi amacıyla kullanılıp kullanılamayacağı da araştırılmaktadır. Ama zaten hiçbir sıra dışı etkisi olmasa dahi domates lezzeti ve iyi bir C vitamini kaynağı olmasıyla soframızdaki daimi yerini zaten çoktan hak etti.

11 Eylül 2015 Cuma

Somon Balığı'nın faydaları
En faydalı yiyecekler listesinde her zaman kendine yer bulan bir gıda Somon. Büyük sürüler halinde avlanması ve üreme dönemlerinde akarsulara yaptıkları yolculuklar, şelaleleri bile tırmanacak kadar azimle kat ettikleri yollar ile ünlü olan Somon balığı aynı zamanda insanoğlunun sağlığı için en faydalı yyeceklerden birisi. Zaten genel olarak deniz ürünlerinin faydalarını biliyoruz. Denizden babam çıksa yerim lafını pek çok diyetisyen ve beslenme uzmanı kendine motto olarak alabilir. Ancak tüm balıklar faydalı olsa da bazı balıklar daha faydalıdır. Somon da en faydalı deniz ürünlerinden birisi.

100 Gram (ızgara olarak pişirilmiş) Somon'daki çeşitli faydalı minerallerin ve vitaminlerin günlük ihtiyacı karşılama yüzdeleri aşağı yukarı şöyle:


Izgara Somon,
(113.40 gram)
Kalori: 158
                                                                                                                                                                                                Vitamin / Mineral -


 vitamin D128%

 selenium78%



 protein53%



 iodine21%

 choline19%


 biotin15%

 potassium14%


Peki bu değerler ne anlama geliyor? Sağlık için kritik pek çok gıda maddesi bakımından çok zengin olduğu anlamına geliyor. Vitamin B 12 ve D vitamini ihtiyacının tamamını sadece küçük bir porsiyon Somon yiyerek alabiliyoruz. B3 Vitamini, Selenyum, Omega 3, Fosfor, ve toplam Protein ihtiyacımızın tamamını ise 200 gramlık irice bir porsiyon Somon ile tamamlayabiliriz. İyot, Biotin ve Potasym ihtiyacının da önemli bir kısmını somon tüketerek elde edebiliriz.

Bu vitamin ve gıda değerleri sağlık açısından ne anlama geliyor?

Omega 3 kalp sağlığı için çok önemli. B vitaminleri ve özellikle B 12 vitamini pek çok metabolik sürecin düzenli ve sağlıklı gerçekleşmesinin anahtarı. Kalp sağlığından saç sağlığına kadar pek çok alanda somon tüketmenin faydasını göreceksiniz.

Somon'daki Omega 3 asitleri sadece kalp sağlığınıza değil aynı zamanda beyin sağlığınıza da etki edecek. Hafızayı güçlendirme ve daha pozitif bir ruh haline sahip olma bakımından Omega 3 ve Omega 6 önemli bir yer tutuyor. Aynı zamanda omega tüketiminin bilişsel yetenekler konusunda da faydalı olduğu bilinen bir olgu ve Somon bu bakımdan da sizi asla hayal kırıklığına uğratmayacak bir besin.

Somon balığındaki protein kırmızı etten ve bitkisel protein kaynaklarından farklı olarak biyoaktif peptitler bakımından çok zengin. Bu küçük moleküller sindirim sisteminin düzenlenmesinden cilt sağlığına kadar pek çok alanda fayda sağlıyor ancak en önemlisi kemik dokusunun sağlığında oynadığı dşünülen güçlendirici rol. 

Bitti mi? Bitmedi. Yüksek selenyum oranı Somon'un aynı zamanda kanser riskini azaltan en önemli gıdalardan birisi olduğu anlamına da geliyor. Selenyum aynı zamanda eklem rahatsızlıklarna da iyi geldiği bilinen bir madde ve Somon selenyum bakımından zengin olduğu için düzenli somon tüketimi eklem ağrılarına, romatizme semptomlarının hafif geçmesine de yardımcı oluyor.


21 Ağustos 2015 Cuma

Saç Dökülmesinin Sebepleri - Kalıcı Nedenler
Sağlıklı yetişkin bir insanın günde yaklaşık 100-150 saçının dökülmesi normaldir. Bu saçın yaşam döngüsünün bir parçasıdır. Özellikle uzun ve kıvırcık ya da dalgalı saçları olan insanlar banyo sonrası saçlarını tararken bir kaç saç teli görünce paniğe kapılmamalı. Ancak saçlarınız bu sayıdan, yani günde yüz yüzeli telden daha fazla dökülmeye başladıysa o zaman sebeplerini araştrmaya başlayabilirsiniz. Bir önceki yazımda saç dökülmesinin geçici sebeplerinden bahsetmiştim. Bu yazıda ise saç dökülmesine sebep olan kalıcı sebeplerden, yada hayat tarzınızla alakalı olmayan, kontrolünü elinizde tutamayacağınız sebeplerden bahsedeceğim. Her rahatsızlıkta olduğu gibi saç dökülmesinde de altta yatan sebepleri keşfetmek en etkili mücadele yolunu seçebilmek için en kritik adımdır.

1 - Aile tarihi (Kalıtsal sebepler)

Erkeklerde alında ve kafanın tepesinde açılma, kadınlarda ise genel olarak saçların seyrelmesi şeklinde görülen saç dökülmesi genellikle genetk sebeplere bağlıdır. Saç dökülme hızını ve şiddetini arttıran ve azaltan çevresel faktörler olsa da gerçekten de kaderinizde saç dökülmesi olabilir. Bu konuda yapabileceğiniz hemen hemen tek etkili mücadele eninde sonunda saçınızın döküleceğini kabullenmek ve bunu yavaşlatmak için gerekenleri yapmaya başlamaktır.

2 - Radyasyon terapisi

Genellikle kanser hastalarına uygulanan radyoterapi kimi zaman geçici kimi zaman ise kalıcı saç kaybına sebep olabilir. Geçici kayıplarda saç farklı şekillerde (önceden düzken sonradan dalgalı, örneğin) ya da farklı bir tonda çıkabilir. Kimi zaman ise radyo terapi saç köklerine kalıcı zarar verdiği için saç kaybınız kalıcı olabilir.

3 - Saç bakımı

Kuaförünüz saç kaybınızdan sorumlu olabilir. Çok sıkı topuzlar saç köklerinizn üzerine sürekli yük binmesine ve kalıcı şekilde zarar görmesine yol açabilir. Aynı şekilde perma gibi uygulamalar (çok şükür fazla yaptıran kalmadı, ya tekrar moda olursa) saç derisinde ve saç köklerinde skar dokusunun oluşmasına ve dolayısıyla da saç kaybına, hem de kalıcı saç kaybına neden olabilir.

4- Kronik hastalıklar

Kimi kronik rahatsızlıklar klıcı saç kaybının nedeni olabilir. Diyabet (şeker) hastaları saç seyrelmesinen müzdarip olabilirler. Aynı şekilde çok daha nadiren rastlansa da bir bağışıklık sistemi hastalığı oln lupus da saç dökülmesine sebep olabilir.

Kalıcı saç dökülmesine tam anlamıyla iyi gelen bir çözüm malesef henüz daha keşfedilmedi. Ancak öncelikle saçlarınızın geçici bir sebeple mi yoksa kalıtımsal nedenlerle mi döküldüğünü anlamak süreci geri çevirmek ya da yavaşlatmak için yapmanız gereken ilk müdaheledir. 

18 Haziran 2015 Perşembe

Saç Dökülmesinin Sebepleri -1 Geçici Saç Dökülmesi
Hem kadınlar hem de erkekler saçlarının dökülmesinden haklı olarak korkarlar. Kellik genelde erkekler ile ilişkilendirilse de kadınlar da kel kalmasalar bile saçlarının seyrelmesinden ölesiye korkarlar. Peki saçlarımız neden dökülüyor biliyor muyuz? Eğer saçlarımızın dökülmesine sebep olan faktörleri ortaya çıkartabilirsek o zaman dökülmeye karşı uygulayacağımız yöntemleri de daha iyi belirleyebiliriz.

Saç dökülmesi kimi durumlarda geçici olabileceği gibi çoğu zaman kalıcıdır. Geçici saç dökülmesine sebep olan faktörler ortadan kaldırıldığında dökülen saçların büyük kısmı geri kazanılabilir. Kalıcı saç dökülmesine sebep olan faktörler rol oynuyorsa o zaman saç dökülmesine iyi gelen yiyecekler ve bitkisel çözümlere baş vurmak gerekebilir. En kötü ihtimalle saç ekimi gibi tıbbi müdaheleler ile kellikle mücadele etmek gerekir.

Geçici Saç Dökülmesinin Sebepleri

Fiziksel Stres: Her türlü fiziksel travma, hastalık, ameliyat, kronik yorgunluk, hatta grip bile geçici saç dökülmesine yol açabilir. Bu duruma tıp dilinde telogen effluvium ismi verilir. Her saç telinin üç aşamadan oluşan bir yaşam dönüsü vardır. Büyüme, dinlenme, ve dökülme. Her saç teli önce büyüme evresini geçirir. Belirli bir maksimum uzunluğa ulaşır. Bu uzunlukta bir süre devam eder ve daha sonra saç teli kökten beslenmez ve çeşitli fiziksel şekillerde dökülür. Bu döngüde büyüme ve dinlenme evreleri ne kadar uzun olursa saçlarınız da o kadar sağlıklı olur. Fiziksel stres bu döngüyü kısaltır ve saç telinin dökülme (shedding) evresine daha çabuk geçmesine neden olur. Fiziksel problemler çözüldüğünde yeni saç telleri tekrar daha uzun olan döngüsüne geri döner.

Duygusal Stres: Ya da genel olarak stres. Stres yaratan durumların ya da kronik strese sebep olan yaşam tarzının (strese sebep veren işlerde çalışmak, problemli aşk ve aile ilişkileri, problemli çocuklar, v.b.) saç dökülmesine sebep olduğu uzun zamandır bilinen bir olgu. Aslında cümle tam anlamıyla doğru değil. Uzmanlar stresin saç dökülmesine sebep olduğunu değil var olan dökülme problemini arttırdığını düşünüyor. Yani stresliyim diye kafanızdaki o çalı süpürgesinin yok olacağından korkmanıza gerek yok. Eğer stres seviyenizi düşürebilirseniz saç dökülme probleminiz de azalacaktır. Gerçi stresi azaltmak için saça gelene kadar daha iyi sebepleriniz de olmalı :)

Hamilelik: Aslında kadınların yaşadığı saç kaybı hamileleik sırasında değil de doğumdan sonra gerçekleşir. Dünyanın en güzel mucizesi olsa da doğum oldukça travmatik bir olaydır. Eğer bebeğiniz doğduktan sonra saç kaybı yaşarsanız bir kaç ay içerisinde normale döneceğini bilmek stres yaşamadan bu dönemi geçirmenize faydalı olacaktır. Bu arada, hamileleik sırasında önemli mineral ve vitaminler bakımından yeteri kadar iyi beslenmiyorsanız hamilelik sırasında da saç kaybı yaşayabilirsiniz. Bu durumda hemen doktorunuza haber vermelisiniz. saçlarınıza zarar verecek bir mineral eksikliği bebeğinizi de etkileyebilir. 

Çok Fazla Vitamin A: Vitaminler de tüm diğer mineraller ve gıda maddeleri gibi gereğinden fazla alındığında zararlı olabilir. Suda çözülen kimi vitaminler, örneğin C vitamini, doz aşımı yaşamanın oldukça zor olduğu vitamin türlerindendir. Fazla alınan C vitamini kısa zamanda vücuttan atılır. Ancak A vitamini C vitamini kadar kısa sürede atılmaz. Eğer zaten A vitamini bakımından zengin bir beslenme düzeniniz varken A vitamini de içeren vitamin hapları ya da destekleyici ürünler kullanıyorsanız saçlarınız seyrelmeye başlayabilir. Bu geçici bir durumdur ve fazla A vitamini almaktan vazgeçtiğinizde saç dökğlmesi de duracaktır. Ancak şimdi korkuya kapılıp da diyetinizden A vitamini söküp atmayın. Cinsiyet ve vücut tipinize göre ihtiyacınız kadar A vitamini almaya devam etmelisiniz. Sadece abartmayın, yeter.

Protein Eksikliği: Saç eninde sonunda işlenmiş proteindir diyebiliriz. Eğer yeteri kadar protein almıyorsanız vücudunuz saç büyümesini durdurarak kısıtlı proteini daha hayati işlevler için kullanmaya başlayabilir. Bu durumda saç kaybı kaçınılmaz olur. Bu durum ile genelde vejateryen ya da vegan hayat tarzına yeni adım atanlar karşılaşır. Hayavansal proteini diyetlerinden çıkartır ancak yerine yeteri kadar bitkisel protein koymayabilirler. Bitkisel protein kaynakları aslında hiç de az olmamasına rağmen tüketilmesi gereken miktar konusunda kafa karışıklığı yaşanabilir. Düzgün ve doğru planlanmış bir vegan diyet protein açısından eksik değildir. O yüzden et yemekten vazgeçtiğinize hemen lanet etmeyin. 

Anemi: Demir eksikliği anemisi belki de en kolay tedavi edilen saç dökülme sebebidir. Demir eksikliği giderildiğinde, yani anemi problemi ortadan kalktığında saç kaybı da ortadan kalkar, eğer tek sebep anemi ise elbette. Bu konuda yapmanbız gereken tek şey bir kan testi ile demir seviyenizin yeterli olup olmadığını görmek, demir eksikliği anemisi yaşıyorsanız demir bakımından zengin bir beslenme tarzı benimsemeniz. Anemiye iyi gelen yiyecekler yazımızı okuyarak bu konuda ilk adımı atabilirsiniz. Eğer ciddi akut demir eksikliğiniz varsa demir haplarını kullanmak zorunda kalabilirsiniz.

29 Mayıs 2015 Cuma

Saç Dökülmesine Bitkisel Çözümler 2
Genellikle erkekler ama giderek artan bir hızda kadınların da şikayetçi olduğu bir konudur saç dökülmesi. Tıp şu ana kadar saç dökülmesinin önüne geçecek sihirli çözümü üretmeyi beceremedi ancak saç dökülmesini azaltmak ve kimi zaman da kaybedilmiş saçların tekrar çıkmasını sağlamak için başvurabileceğimiz çeşitli bitkisel çözümler var. Blogda daha önceki bir yazımda saç sağlığı için yememniz gereken beş yiyecek hakkında bir şeyler karalamıştım. Bunu takip eden bir yazıda ise saç dökülmesine karşı soğan suyu kürü'nün faydalarından bahsetmiştim. Bu kadar popüler bir konuda birden fazla yazı yazmak gerekeceği için tüm bu yazıalrın kısa özetlerini içeren bir Saç Bakımı sayfası hazırladım ki tek bir kalemde saç dökülmesine iyi gelen yiyecekler hakkında yazdığım yazılara ulaşabilesiniz. Bu yazıda ise bir kaç bitkisel kürden daha bahsedecğiz.

Saç dökülmesinin onlarca belki de yüzlerce sebebi var. Ancak Amerikan Dermatoloji Akademisi'ne göre başta gelen sebepler şunlar: beslenme bozuklukları, yetersiz saç bakımı, tiroid bezi problemleri, anemi, kemoterapi başta olmak üzere çeşitli ilaçların kullanımı. Erkeklerde saç dökülmesinin hızlı ve daha yaygın olmasının sebebi testosteron. Hemen kendinize demek gibi benim erkeklik gücüm fazla diye pay çıkartıp züğürt tesellisine sığınmayın. Saç dökülmesinin sebebi testosteronun fazla olması değil kandaki testosteron hormonunun bünye tarafından dihidrotestosteron'a dönüştürülmesi. Eğer bu dönüşümü azaltır ya da yavaşlatırsanız testistleriniz testosteron pompası gibi çalışsa da saçlarınız dökülmüyor, tam aksi durumda ise kadınlarda bile süratli saç dökülmesine rastlanabiliyor. Şimdi isterseniz bu dönüşümü yavaşlatan bir kaç bitkisel çözümden bahsedelim.

Isırgan Otu

Isırgan otunun pek çok sağlık problemine iyi geldiği biliniyor. Bunlardan birisinin de saç dökülmesi olduğunu söylesek ne dersiniz? Süper hemen ısırgan otlu börek yiyeyim diye atlamayın. Birtakım faydalı özellikleri pişince ortadan kalkıyor. O yüzden zeytinyağı ile birlikte saç bakım ürünü olarak kullanacaksınız. Nasıl mı? Önce bir demet ısırgan otunun yapraklarını güzelce yıkadıktan sonra zeytinyağı dolu bir kavanoza koyuyoruz. Kapağını hava almayacak şekilde kapatıyoruz. yağ yaprak oranı çok önemli değil ama olabildiğince çok yaprak koymanız üreteceğiniz bakım yağının daha yoğun olmasını sağlar. Ağzı iyice kapatılmış kavanozu güneş almayacak bir yerde üç hafta dinlendiriyoruz. Üç hafta sonra elde ettiğimiz yağı saç derimize uyguluyoruz. ısırgan otunun bünyesindeki doğal hormonlar testosteronun dihidrotestosterona dönüştürülmesini engelliyor ve saç derisine olan kan dolaşımını arttırarak saç büyümesini stimüle ediyor.

Biberiye

Hemen yemeklere kurutulmuş biberiye katmaya başlamayın. Kuşburnunun faydalı olması için zeytinyağı ile birlikte kullanılmasında fayda var. En güzel uygulama taze biberiye yapraklarının zeytinyağı ile karıştırılarak hazırlanan yağın saç derisine sürülmesine dayanıyor. Aynen ısırgan otunda olduğu gibi taze biberiye yaprakları zeytinyağı dolu bir kavanoza koyulup hava almayacak şekilde kapatılır. Serin ve gölge bir yerde iki-üç hafta bekletilir. Elde edilen yağlı solüsyon saç derisine her banyodan önce uygulanır.


Aloe Vera

Eğer hazırladığınız Isırgan ya da Biberiye yağını üç hafta bekleyecek sabrınız yoksa Aloe Vera içeren bir saç bakım ürünü ile terapiye başlayabilirsiniz. Aloe Vera saç derisine olan kan dolaşımını arttırarak saç sağlığını ve saç büyümesini korumaya yardımcı olur. Aloe Veralı ürünler saçın ve saç derisinin pH dengesinin korunmasına da yardım eder. Eğer saksıda aloe vera yetiştirecek kadar bitki severseniz o zaman bir kaç ufak saksıda yetiştireceğiniz aloe veranın etli yapraklarını ezerek elde edeceğiniz kremi de saç maskesi olarak uygulayabilrisiniz. Sonuçta aloe vera bizim coğrafyanın doğal ürünü olmasa da her derde deva bir bitki olarak sürekli ulaşabilceğimiz kadar bol ve ucuz sayılır.

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Saç Dökülmesine iyi Gelen Bitkisel Çözüm -1
Bir önceki yazımızda Saç Sağlığı için Beş Yiyecek önermiştim. Bu öneriler sağlıklı ve parlak saçlara sahip olmanıza yardım etmek amacını taşıyordu. Ancak diyelim ki saçlarınız ufak ufak dökülmeye başladı ve siz de buna doğal bir çözüm arıyorsunuz. İnternette her gün karşınıza organik ve bitkisel olduğunu iddia eden onlarca saç dökülmesi ilacı reklamı çıkıyor. Televizyonda her bahar saç bakımı ile ilgili ürünlerdeki reklam patlaması başınızı döndürüyor. Ama hangi ürüne güveneceğinizi bilmiyorsunuz çünkü akıllı ve şeytani pazarama taktiklerine kurban gitmek istemiyorsunuz. Sonuçta tüm bu reklamı yapılan ürünler para kazanmak için pazarlanıyor. Ancak tüm bu ürünler kısmen de olsa sizin de ulaşabileceğiniz doğal (ve çok daha düşük maliyetli ) ürünler kullanılarak hazırlanıyor. Klinik çalışmalar için konuşamam ancak hemen hemen tüm sağlık ürünlerinin doğal karşılıkları var. Yeter ki nerede bulcağımızı, ve nasıl kullanacağımızı bilelim.

Bu yazıda saç dökülmesine iyi gelen bir kaç bitkisel doğal kürden bahsedeceğim. Umarım işinize yarar.

Saç Dökülmesine Karşı Soğan Suyu Kürü

Soğan sadece göz yakması ve yemeklere tat vermesi ile ünlü değil. Soğanın saç dükülmesine iyi geldiği uzun zamandır biliniyor. Ancak 2002 yılında prestijli tıp dergisi Journal of Dermatology'de yayınlanan bir makale ile bu kocakarı kürünün işe yaradığı bilimsel bir özellik de kazandı. Bu makalede detayları verilen çalışmaya göre soğan suyu kullanılarak yapılan tedavi kürünün uygulandığı gönllülerin yüzde 74'ünde yeni saç teli büyümesi gözlendi. Peki soğanın bu denli faydalı olmasının sebebi ne? Soğan bol miktarda sülfür (kükürt) içeriyor. Kükürt saç köklerinin canlanmasına ve kafa derisine olan kan akışının artmasına yardımcı oluyor. Aynı zamanda soğan içerdiği anti-oksidanlar ve antibakteriyel özellikleri ile saç derisindeki enfeksiyonların da önüne geçmeye yardımcı oluyor.

Peki soğan suyu kürünü nasıl hazırlıyoruz? Çok basit. 

a - Orta boy bir kuru soğanın suyunu sıkın. Bunu meyve sıkacağında da yapabilirsiniz ama eğer meye sıkacağınızın soğan kokmasını istemiyorsanız rendenin ince tarafında soğanı rendeleyin. Rendelenmiş soğanı ince delikli bir süzgeçten geçirin. İşte size soğan suyunuz.

b - Kuru saçınıza soğan suyunu uygulayın. Soğan suyunu saç derinize masaj yaparak uygularsanız faydasını arttırırsınız. Bu saç maskesi başınızda yaklaşık olarak yarım saat duracak.

c - Yarım saat sonra saçınızı durulayın ve şampuanlayın. Dikkat: Durulama ve şampuanlama suyunuz ılık olmalı. Özellikle sıcak suyl durulama yapmayın. Soğan suyunun kokusu saçınıza sinebilir. Şampuaı da çok sıcak olmayan suyla yapın.

d - Bu kürü haftada en az iki defa olmak üzere iki ay uygulayın. Eğer soğan suyu sizin çözümünz ise bu kadar zamanda bir takım farklar görmeniz gereklidir.

Not: Unutmayın ki saç dökülmesinin pek çok sebebi vardır. Bunlardan birisi de genetik yatkınlıktır. ne yaparsanız yapın saç dökülmesini engelleyemeyebilirsiniz. Bir takım hastalıklar ve bağışıklık sistemi zayıflığı ve aşırı stres saç dökülmesini hızlandırır. Burada önerilen çözümlerin faydalı olabilmesi için mutlaka saç dökülmesinin altında yatan sebebin de azaltılması ya da ortadan kaldırılması gereklidir.

Önemli NOT: Burada yayınlana tavsiyeler doktorunuzun tavsiye ettiği çözümün yerine geçmek için değil tıbbi çözümleri desteklemek için verilmektedir. Hiç bir bitkisel kürü önce doktorunuza danışmadan uygulamayın, hali hazırda kullandığınız tedavi yöntemini terk etmeyiniz.  

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Sağlıklı Saçlar İçin 5 Yiyecek

Parlak Sağlıklı Saçlar İçin Somon

salmon filets

Somon'un sırrı tam bir Omega-3 deposu olmasında yatıyor. Omega-3 vücudumuzun hastalıklarla mücadele etmesine yardımcı oluyor ama aynı zamanda sağlıklı ve parlak saçlara sahip olmamıza da etki ediyor. Omega-3 bedenimiz tarafından sentezlenemediği için mutlaka dışarıdan alınması gerekiyor ve Somon başta olmak üzere yağlı balıklarda ziyadesiyle mevcut. Dolayısıyla bol bol Somon tüketmek sadece bağışıklık sisteminize iyi gelmekle kalmayacak aynı zamanda saçlarınızın da sağlıklı ve parlak görünmesine yardımcı olacak.

Süzme Yoğurt

Süzme yoğurt tam bir protein deposu olmakla kalmıyor aynı zamanda zengin bir B5 vitamini kaynağı. B5 (diğer adıyla pantotenik asit) kafa derisine olan kan akışını arttırıyor. Kimi araştırmalar düzenli yoğurt tüketmenin saç dökülmesini bile yavaşlatabileceğini gösteriyor. Elbette sadece yoğurttan sağlıklı saçlar için bir mucize yaratmasını beklememek gerek. Yine de şunu hatırlatalım pek çok cilt bakımı ve saç bakımı ürününün içindekiler kısmında pantetonik asitin yer alması boşuna değil. İşte size mucize yiyecek yoğurdu daha fazla tüketmek için bir neden daha.

Saç Kırılmasına Karşı Ispanak 

Çoğumuz saçlarımızın uçlarında meydana gelen kırıklardan şikayet ederiz. Saç kırılmasının en önemli sebeplerinden birisi saçlarımızın yeteri kadar yüksek oranda rutubet tutamaması. Pek çok diğer koyu yeşi,l yapraklı sebze gibi ıspanak da  içerdiği vitaminler ve mineraller ile sağlıklı saçlara sahip olmamıza yardım eder. A vitamini, C vitamini, beta karoten, ve demir kaynağı olan ıspanak gerçek anlamda bir saç dostudur. Eğer ıspanak sevmiyorsanız maydonoz tüketiminizi arttırmanızı da tavsiye edebiliriz. Hem ıspanak ile aynı vitamin ve minerallere sahip hem de çiğ olarak tüketilebiliyor olması daha fazla yararlı içeriğin sistemimize ulaşmasını sağlar.

Guava

İyi gelen yiyecekler tavsiyesi verip de biraz ukalalık yaparak egzotik meyvelerden örnek vermemek olmaz. Pek çoğumuzun günlük diyetinde olmayan bu tropik meyve tam bir C vitamini deposu. C vitamini ise sağlıklı bir vücut için olmazsa olmaz. 100 Gram guava'da tam 377 miligram C vitamini bulunuyor. Günlük almamız gereken minimum miktarın neredeyse dört katı! Eğer günlük diyetiniz C vitamini bakımından yeteri kadar zengin değilse ve büyük değişiklikler yapmak istemiyorsanız her sabah kahvaltısında yarım guavayı mideye indirin ve gün boyu C vitamini ihtiyacınızı karşılayın. Tropik lezzetinin de hoşunuza gidecek oluşu bonus olsun!

Tarçın ile dolaşıma turbo

Saç dökülmesinin en önemli sebeplerinden birisi dolaşım yetersizliği. Saç köklerine yeteri kadar kan gidemediğinde oksijensiz kalan hücreler zamanla ölüyorlar. Vücudumuzun ilginç bir tasarruf önlemi oalrak uyguladığı bu taktik bize kalıcı saç dökülmesi olarak geri dönüyor. Tarçın dolaşımı, özellikle kılcal damarlara ulaşan oksijeni desteklediği için dolaylı olarak kafa derisi ve saç sağlığımıza da yardımcı oluyor. sabah kahvenizi bir tutam tarçınla tatlandırmak, sütlü tatlılara azıcık ekleyivermek çok da büyük fedakarlıklar sayılmaz.

8 Eylül 2014 Pazartesi

Basura Ne İyi Gelir?
Hemoroid (ya da bize daha tanıdık gelen ismiyle basur) pek çok insanın yaşam kalitesini düşüren, ağrılı bir rahatsızlıktır. Değişik düzeylerde olmak üzere yetişkin nüfusun önemli bir kısmı sürekli olarak ya da dönem dönem basur ağrılarından şikayet eder. Teknik olarak basur anüs ve rektum bölgesindeki toplar damarların şişmesi ile meydana gelir.


Kaşıntı, ağrı ve tuvalete çıkıldığında artan sızı ve zorlanma ve zaman zaman kananma ile kendini gösterir. 50 yaşın üstündeki yetişkinlerin yaklaşık oalrak yarısında basur semptomları gözlenir. Basur ilaç ve merhem ile sempomatik tedaviye cevap verir, ileri vakalarda ameliyat yöntemi kullanılarak soruna daha kalıcı çözüm üretilir. Fazla ileri olmayan vakalarda doğru beslenme, çeşitli terapik özelliği olan bitkisel çözümler ve yeterli sıvı tüketimi ile uzun süre kontrol altında tutulabilir. Bu yazımızda basurun sebeplerinden ve basura iyi gelen yiyeceklerden bahsedeceğiz. Bir sonraki yazımızda ise hemoroide iyi gelen bitkisel çözümlerden bahsedecek ve çok ağır olmayan vakalarda cerrahi müdaheleye gerke kalmadan ve fazla ağrı sızı çekmeden uzun süre yaşamak için yapılması gerekenlerden bahsedeceğiz.

Basur sebepleri

Basura sebep olabilecek pek çok etken vardır. Bunların başında lif bakımından yetersiz beslenme, uzun süre hareketsiz şekilde oturma, kronik sinir sistemi rahatsızlıkları, obezite, gebelik, yetersiz sıvı tüketimi gelir. Et ağırlıklı beslenen insanlarda daha sık rastlanır ve rahatsızlığın seyri daha ağırdır. Hepimizin bildiği, ve zaman zaman hissettiği üzere aşırı baharat tüketimi de basura neden olan ve basur belirtilerini arttıran sebeplerin başında gelir. Aslına bakarsanız genel olarak düzensiz ve dengesiz beslenme genel olarak basur sebeplerinin başında gelir ve ne kadar dengeli beslenirsek hemoroidden de o kadar uzak durmayı becerebiliriz.

Basuru Olanların Tüketmesi Gereken Yiyecekler

Yoğurt: Kabızlık basuru olan hastaların en büyük düşmanıdır. Basur ve kabızlık bir araya geldiğinde tuvaletinze Godzilla girmiş gibi hissedersiniz ve bir daha asla dışarı çıkamayacağınızı zannedersiniz. Bu yüzden kabızlığa iyi gelen her yiyecek dolaylı yoldan basura da iyi gelir. Yoğurt ve kefir içerdikleri probiyotikler sayesinde doktorların sindirim sistemi florası dediği sindirime yardımcı olan mikroskopik canlıların oranını düzenler. Sağlıklı sindirim demek daha az kabızlık demektir, daha az kabızlık ise daha hafif geçen hemoroid anlamına gelir.



Meyve sebze: Taze sebze ve meyveler pek çok diğer açıdan da tüketimi konusunda titiz davranmamız gereken yiyeceklerdir. Özellikle lif bakımından zengin sebze ve meyveleri daha sık tüketmek bir yandan gerekli vitamin ve mineraller bakımından zayıf kalmamızı engellerken bir yandan da içerdikleri yüksek lif oranı sayesinde dışkının düzenli ve doğru yumuşaklıkta olmasını sağlar. Lif bakımından zengin sebze meyveler arasında başlıca elma, armut, enginar, yeşil yapraklı sebzeler, avokado sayılabilir.

Basuru Olanların Tüketmesi Sakıncalı Olan Yiyecekler

Basuru sakinleştrien yiyecekler olduğu gibi basuru azdıran yiyecekler de vardır. Bunlardan uzak durmak hemoroid probleminin daha hafif yaşanmasını sağlayabilir. 

Kafein içeren içecekler: Kafein (ve tein içeren çay) içeren içecekler deüretik etkileri ile sindirim sisteminden suyun çekilip idrar oalrak dışarı atılmasına sebep olurlar. Sıvı oranı azalan bağırsaklar da haliyle dışkının daha sert olmasına sebep olur ve kabızlığa yol açabilir (ya da kabızlık problemini arttırabilir). Kahve aynı zamanda mushil etkisi de gösterdiği için tuvalete gitme düzeninizi de bozabilir. Kafeinli içeceklerin yarattığı ilk izlenim daha sık tuvalete gitmemize sebep oldukları için basura da iyi gelecekleri yönündedir ancak uzun vadede etkileri tam tersi yönde olur. Hemoroid sorunu olanlar kahve, çay, yeşil çay ve kolalı içecekleri azaltmalıdır.

Sodyum içeren (tuzlu) yiyecekler: Tuzlu yiyecekler tansiyonun geçici ve sürekli olarak yükselmesine neden olurlar. Damarların içinde kan basıncı yükseldiğinde hali hazırda şişmiş olan rektal ve anüs bölgesindeki toplardamarlar daha fazla şişer ve hemoroid ağrılarının artmasına sebep olur. Bunun sonucunda bir yandan basur ağrıları artarken bir yandan da kanamalar ağırlaşabilir.

Hemoroid ile ilgili genel tavsiyeler

  • Sıvı tüketiminize dikkat edin. Susuz kalmak hem kabızlığa sebep olur hem de damarlar üzerinde basıncın artmasına yol açarak basuru azdırır.
  • Aşırı baharat ve protein ağırlıklı beslenmekten kaçının. Lif oranı yüksek yiyeceklere önem verin.
  • Hareketsizlik basurun başlıca sebeplerindendir, elinizden geldiğince düzenli egzersiz yapın
  • Bütün gün oturarak çalışıyorsanız kendinizi her yarım saatte bir ya da saat başlarında yerinizden kalkarak bir kaç adım atmaya alıştırın. 





12 Mayıs 2014 Pazartesi

Astıma iyi gelen yiyecekler
Astım tedavisi olan bir hastalık değildir. Akciğerlerimizdeki hava yollarının yani bronşların çeşitli sebeplerle infalmmasyonu sonucu nefes almada zorluk şeklinde kendini gösterir. Allerjenler başta olmak üzere çeşitli sebepleri vardır. Daha ayrıntılı bir astım yazısı yazmam gerekecek ama şimdi bir uvertur olarak astım hastalarının dietlerinde mutlaka olması gereken yiyeceklerden bahsedeceğim. Bunu astım hastalarının uzak durması gereken yiyecekler izleyecek. Daha sonra ise sakin kafayla biraz daha nüanslı astımla baş etmek için edinmemiz gereken alışkanlıklar, hayat stili değişiklikleri üzerine bir ya da iki yazı daha yazacağım. Kısacası bu yazı ile ufak bir yazı dizisinin başlangıcını yapıyoruz.



İlk cümlede de yazdığım gibi astım tedavisi olan bir hastlaık değil. Eğer astım hastsıysanız bütün hayatınız boyunca değişen şiddetlerde astım krizleri yaşamınızın bir parçası olacak. Ancak astım kizlerini azaltmanın ve daha hafif geçmelerini sağlamanın çeşitli yolları var. Doktoronuzun yazacağı ilçalara ek olarak diyetinizde yapacağınız ufak tefek değişiklikler de astımlı bir hasta olarak hayat kalitenizin daha yüksek olmasını sağlayacak.

Omega 3

Omega 3 yağ asitlerinin iyi gelmediği bir şey var mı acaba? Omega - 3 eksikliği çekenlerin, ya da Omega 3 bakımından yeteri kadar zengin bir deiete sahip olmayan insanların astıma yakalanma ve daha ağır astım krizleri geçirme ihtimalinin daha fazla olduğu bilimiyor. (1) Omega 3 eksikliğinin astım ile ne ilişkisi olduğu tam oalrak bilinmese de Omega 3 bakımından zengin bir diyet ile beslenen bireyler astıma daha az yakalanıyor. Gerçi astımın genel olarak sebebi bilinmediği için (bu konuda daha zonra kendi başına bir yazı gelecek) çok da önemi yok. Kısacası omega 3 içeren gıdaları tüketmek astım açısından faydalı olacaktır. Dikkat edilmesi gereken bir nokta omega 3 çoğu zaman omega 6 da içeren yiyeceklerde bol miktarda bulunuyor ve Omega 6 enflamasyon (inflammation) arttırıcı bir etkiye sahip. Örneğin deniz ürünlerinde omega 3 oranı yüksek. Ancak her balık omega 6 / omega 3 dengesi bakımından aynı derecede sağlıklı değil. Örneğin yağda satılan konserve ton blaığının O6/O3 oranı 13:1 iken taze ya da donmuş somonun omega 6 / omega 3 oranı 0:1. Yani somon hemen hemen hiç omega 6 içermiyor. Normal günlük diyetimizi için ideal O6/O3 oranı hakkında değişik tavsiyeler olsa da 4:1 oranının prtalama Japon ailesinin diyetine çok yakın olduğu biliniyor ki kalp ve damar hastalıkları bakımından Japonya en sağlıklı ülkelerden birisi. (2)


Astım hastalarına tavsiye edilen bazı yiyecekler

Pek çok kuruyemiş de omega asitleri bakımından zengin. Ancak pek çok kuruyemiş daha çok omega 6 içeriyor. Omega 3 dengesi için önereceğimiz yemiş ise cevizden başkası değil. Omega 3 dengesi için ne kötü kuruyemiş ise kabak çekirdeği. (Omega 6/Omega 3 oranı 108:1)

Şimdi burada durup bir açıklama yapmak gerek. Omega 3 bakımından zengin bir diyet sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmazlardan. Ancak astım kesin çözümü olmayan ancak idare edilebilen bir hastalık ve diyetinizi ne kadar mükemmel olursa olsun astımdan omega 3 ya da başka bir yiyecek ile kurtulmak mümkün değil. Kısacası astıma iyi gelen yiyecekler var ancak astımı iyileştiren iyiyecekler malesef yok.

Omega 3 bakımından zengin yiyecekler arasında deniz ürünlerinin yanında ceviz, badem, flaks çekirdeği ve flaks yağı, balık yağı, balık yumurtası, fesleğen, kekik, asma yaprağı (salamura da olur), brokoli var. (tam liste için kaynak (3)). 

Bunun yanı sıra antioksidanlar vücudun direncini arttırıp metabolizmanın işleyişini düzenlediği için genellikle astım için iyi gelen yiyecekler arasında bol antioksidan içerenler de bulunur. Yeşil sebze meyveler, deniz ürünleri, beta kraoten içeren canlı renkli meyveler astım için tavsiye edilen yiyecekler arasında. Kafein ve tein geçici olarak bronşlarda genişlemeye sebep olduğu için genellikle astım krizi belirtilerini azaltır. Elbette ilacınızın yerini tutmaz ama astım krizi sırasında eğer yanınızda ilaç yoksa sıcak ve taze pişirilmiş kahve buharı krizi daha hafif atlatmanızı sağlayabilir. 

Ek olarak özellikle C ve E vitaminleri bakımından eksiklik yaşamamak, magnezyum ve selenyumca zengin bir beslenme düzeni oturtmak da astımla olan savaşınızda size yardımcı olacak önlemler. Astım konusunda yazmaya deva edeceğim. Bir sonraki yazımız astıma iyi gelmeyen, astımlıların uzak durması gereken yiyecekler üzerine olacak.
Kaynakça

(1) http://www.webmd.com/asthma/guide/asthma-diet-what-you-should-know
(2) http://en.wikipedia.org/wiki/Ratio_of_fatty_acids_in_different_foods
(3) http://nutritiondata.self.com/foods-000140000000000000000-1.html

10 Mayıs 2014 Cumartesi

WebMd Enginar Yazısı
Daha önce enginar ile ilgili bir kaç yazı yazdım. Bu yazılarda enginarın hangi rahatsızlıklara iyi geldiğini ve diğer faydalarını kısaca anlatmaya çalıştım. Bu yazıda ise ünlü tıp web sitesi WebMD'de yayınlanan enginar üstüne bir yazıdan alıntılar yaparak bu muhteşem sebzeyi daha yakıdnan tanıtmaya çalışacağım. Bir yandan da aslında Akdeniz havzasına özgü bu sebzenin aslında tüm dünyada faydaları ve iyi geldiği hastalıklar ile beraber çok da iyi bilindiğini anlatmaya çalışacağım.



İş iyi gelen yiyecekler üzerine yazmaya, düşünmeye geldiğinde biz Akdeniz insanları biraz kibirli bir hal alıyoruz. Batılı gelişmiş ülkelerde yaşayan insanları ve onlara tavsiyelerde bulunan uzmanları bizim tanıdığımız ve nesiller boyunca faydalarından yararlandığımız bitkiler konusunda cahil ya da ilgisiz zannediyoruz. Oysa internette kısa bir araştırma bile örneğin enginar konusunda pek çok ayrıntılı yazının ve hatta bilimsel araştırmanın batılı ülkelerde batılılar tarafından yazıdığını görmek için yeterli. Örneğin, dünyanın belki de en prestijli online tıp kaynakları ve sağlık tavsiyeleri web sitesi WebMD bile enginar hakkında bir iki paragraflık bir yazı yayınlamak ile kalmamış, aynı zamanda bir de tarif dahi vermiş. Kısacası, anlayacağımız enginar da sadece bize ait olan mucizelerden birisi değil. Arada sırada hakkında yazı yazdığım yiyecekler ve otlar hakkında en ayrıntılı bilgileri yine ingilizce kaynaklarda görmek beni üzüyor. Bu coğrafyada çağlar boyunca birikmiş olan binlerce senelik bilgeliğin bizzat bu bilgeliğin kaynağı olanların torunları tarafından bu kadar az bilinmesi, kulaktan dolma bilgiler ile geçiştirilmesi beni üzüyor. Enginer belki de bunun en küçük ve önemsiz örneklerinden birisi. Ne de olsa lezzetli ve sadece biz Egeli Türk'lerin değil İspanyol ve İtalyanların da yakından tanıdığı bir sebze enginar ve ününün taa Amerika'lara kadar ulaşması da şaşırtıcı değil elbette. Ancak yine de en rahtılıkla ulaştığım kaynakların Türk üniversitelerinde yapılan ve Türkçe yayınlanan çalışmalar olmasını isterdim. Belki bu çalışmalar mevcut ve benim haberim yok. Ancak bu şikayetimin temel sebebini ortadan kaldırmıyor. Eğer bu çalışmalar var ise neden bilgi çağında hemen herkesin ulaşabileceği şekilde ortada değil? Neyse, bunlar derin konular, biz enginar hakkında Web MD'nin söylediklerine geçelim. Biraz özetleyecek ve alıntı yapacağım, yazının İngilizce orijinaline yazının en altındaki linkten ulaşabilirsiniz.

Yunan mitolojisinde enginar'ın yaratılışı Zeus'un aşk acısı ile ilgisini ve sevgisini bir dikene yöneltmesine bağlanır (Bir sebzenin kökenine dair hikayeye Zeus'u dahil etmek bile Antik Yunan'da bu sebzeye verilen değeri anlatmaya yeter de artar bile ama devam edelim). Antik zamanlarda enginar idrar sökücü, nefes açıcı, afrodizyak ve hatta deodorant olarak bile kullanılmıştır. 

Bizim yediğimiz enginar aslında boyu bir buçuk metreyi aşabilen dikensi bir çiçeğin sap kısmındaki etli parçadır. Dikenli yaprakları yüzünden enginar yemeye hazır hale getirilmesi zahmetli bir bitkidir. Ancak enginar hazırlamak için çektiğiniz tüm acıalra değer. Çünkü enginar iyi bir lif, folate, C ve K viamini kaynağıdır. Enginar ayrıca baştan ayağa antioksidanlar ile yüklüdür. Öyle ki USDA (A.B.D Tarım Bakanlığı) En Çok Antioksidan İçeren 20 Yiyecek listesinde yedinci sıradadır.
İşte gördüğünüz gibi enginara hakkını veren sadece biz değiliz. 

6 Mayıs 2014 Salı

Enginar Mucizesi 2 - Enginarın faydaları
Önceki yazıda enginar dediğimiz o muhteşem sebzeden bahsetmiştim kısaca. (Enginar Mucizesi 1) Bu yazıda ise enginarın faydalarından bahsedeceğim. Okuyunca göreceğiniz gibi enginar sadece karaciğere iyi gelen bir yiyecek değil, daha pek çok marifeti olan bir yapraklı ecza deposu.
Eski mısırda doğurganlık ve fedakarlık simgesi olması, tahıllardan sonra ilk evcilleştirilen bitkilerden olması boşuna değil. Yok yere ona sebzelerin sultanı demiyoruz, kısacası.



Enginar Kolesterolü Düşürücü Etkiye Sahiptir

Kolesterolün kötü bir şey olduğunu, HDL ve LDL olmak üzere iki tip olduğunu ve kötü kolesterol olarak da bilinen LDL'nin yüksek, iyi kolesterol olarak da bilinen HDL'nin de nispeten yüksek olmasının sağlığımız için iyi olduğunu artık öğrenmişizdir herhalde. Enginar toplam kolesterol seviyesini düşürücü bir etkiye sahiptir. İçerdiği cynarin (sinarin) maddesinin kolesterolu düşürücü etkisi 1970'lerden bu yana bilinmektedir (kaynaklar için aşağıya bakınız). 1970 lerde yapılan ve 2000li yıllarda tekrar edilen çalışmalarda 6 hafta boyunca enginar yaprağı (standart olması için yaprakların özü çıkartılıp eşit büyüklükteki dozlara bölünmüştür) verilen yüksek kolesterol hastalarının klinik deney sonrasında yapılan ölçümlerde kolesterol seviyelerinde yüzde 18e varan düşüşler gözlenmiştir. Elbette burada hatırlanması gerken önemli bir nokta kolesterolü düşürme etkisi olan cynarin enginarın daha çok yapraklarında bulunur. Bu da enginar yemeği yaparken İstanbul usülü (sadece çanak kısımları) yerine İzmir usülü (yapraklarla beraber dörde bölünmüş şekilde ya da dolması yapılarak pişirmenin tercih edilmesi gerektiğini anlatıyor bize. Eğer kolesterol düşürücü etkisinden maksimum faydayı elde etmek istiyorsanız enginarı yaprakları ile birlikte pişirin ve afiyetle yiyin.

Enginar Sindirimi Düzenler

Enginar ve özellikle enginar yaprağı karaciğerde safra üretimini arttırarak yağların (yani ağır yemeklerin) sindirilmesini kolaylaştırır. Sık sık mide ağrısından şikayet eden hastalar diyetlerine daha fazla enginar katarak mide ağrıalrını azaltabilir ya da daha az şiddetli geçmesini sağlayabilirler. Enginar yaprağı özü kullanan hastaların bağırsak fonksiyonlarında da düzelme gözlenmiş ve büyük abdestlerinin daha düzenli hale geldiği görülmüştür. 

Enginar Karaciğerinizin En  Büyük Dostudur

Bu konuda çok fazla yazacak bir şey yok aslında. Enginar'ın karaciğerin iyi dostu olduğu, karaciğere iyi gelen yiyeceklerin başında enginarın geldiği sağlıklı yemek konusuna meraklı olsun olmasın artık herkesin bildiği bir şey. Bol bol enginar yiyerek bütün vücudunuzun kimyasal dengesini sağlayan karaciğerinize iyi bir hediye verin. 

Enginar Kanser Riskini Azaltır

Bu belki de gereğinden daha cüretkarca bir iddia. Bu konuda güvenle referans vereceğim akademik çalışmalar öyle fazla değil ancak bir kaç üniversitede yapılan çalışmalarda enginar yaprağının lösemili hücrelerin yayılmasını engelleyici bir özellik sergilediği ve diğer tedavi yöntemleriyle birlikte kullanılmasının iyileşme ve tedavi sürecini hızlandırabileceği yönünde bulgular elde edilmiş. Zaten bol bol antioksidan içerdiği ve antioksidanların da kanserle mücadelede önemli bir rolu olduğunu düşünürsek enginarın kanser önleyici özelliği olduğuna inanmak için ille de özellikle enginar üstüne yapılmış bir enginar ve kanser riski araştırmasına gerek duymayız. Elbette siz yine de "ooo hacı ben haftada üç beş enginar lüpletirim" deyip kanser riskinizin sıfırlandığını, kolesterol problemi asla yaşamayacağınızı, sindiriminizin makine gibi çalışacağını düşünmeyin. Hayat tarzınızı be genel beslenme düzeninizi de sağlık risklerini en az seviyeye çekecek şekilde düzenleyin.




5 Mayıs 2014 Pazartesi

Enginar mucizesi 1- Enginar nedir, nasıl yenir?
Bir önceki yazıda karaciğere iyi gelen yiyeceklerden bahsetmiştim. O yazıda enginar'ın adı dahi geçmemişti. Elbette enginarın karaciğere faydalarını gözden kaçıracak ya da unutacak kadar şuursuz değilim daha. Amacım kanımca sebzelerin şahı olan enginara kendi özel yazısını armağan etmekti. Enginar gerçekten tam bir doğa mucizesi ve sadece karaciğere olan faydaları ile onu bir yazının bir köşesinde bahsederek geçiştirmek gerçekten de haksızlık olurdu.



Enginar papatyagillerden dikenli çok senelik bir bitkidir. 150 santimetreye kadar boylanabilir, mavi - mor çiöekler açar. Böyle tarif edince nasıl bir mucize olduğu pek anlaşılmıyor değil mi? Karaciğere iyi gelir, antioksidan hazinesidir, kolesterolü dengeler, detoks kürlerinin vazgeçilmezidir, safra üretimini arttırır ve sindirimi rahatlatır, kanserojen maddelerin vucuttan atılmasını sağlar, ve daha niceleri. Evet, enginarın faydalarını bu şekilde sayınca kulağa gerçekten de sebzelerin şahı gibi gelmeye başlıyor, ne dersiniz? Elbette bu kadar faydası olan, bunca faydalı kimyasalla bezenmiş sebze ancak ilaç niyetine yenir, tadı bir şeye benzemez kuşkusuz. Ahh, işte enginarın sebzelerin sultanı olmasının asıl sebebi de burada yatıyor. Onca faydasına rağmen enginar aynı zamanda en lezzetli sebzelerden birisidir. Bezelye ya da iç bakla ya da her ikisi ile birden enfes bir zeytinyağlı yemek olur. Körplerinden, eğer biraz zahmete girmeye razıysanız, mükemmel bir dolma yapabilirsiniz. Ve kaliteli bi zeytinyağı ile pişirilip dereotu ile tatlandırıldığında enginar dünyanın belki de en lezzetli yiyeceklerinden birine dönüşür.

Bir yandan ecza dolabı kadar çok yönlü ve faydalı bir yandan benim diyen yiyecek kadar lezzetli, insan daha ne ister?

Daha kolay ayıklanmasını...Enginarın bir kötü tarafı barsa o da bütün sene boyunca el altında olmaması ve en bol olduğu dönemde bile arzu ettiğiniz kadar tüketemeyeceğiniz kadar pahalı olmasıdır. Bir de elbette gerçekten zor ayıklanıyor olması da canınızı sıkabilir. Ancak hiç bir iyi sonuç mücadele etmeden alınmaz ve enginarın lezzet deposu kalbine ulaşmak için de dikenli yapraklarından aşmak gereklidir. 

Enginar tam bir Akdeniz bitkisidir. Tarihi çok eskilere dayanır. Tahılların ardından ilk ekim ve dikimi yapılan sebzelerden birisi olduğu düşünülür. Eski Mısır'da hiyerogliflerde fedakarlık ve doğurganlık simgeleri olarak kullanılmıştır. Akdeniz havzasının bu mükemmel bitkisini İspanyollar 1600 lerde Amerika'ya götürseler dahi 1900'lerin başına kadar populer bir yiyecek haline gelmemiştir. Şimdilerde ise detoksa merak sarmış sağlık gurularının ve mutfak bloggerlarının ağzından düşürmediği sebzelerden birisi haline gelmiştir. Dua edin de enginar ihracatı başlayıp bu mükemmel sebzenin iyice el yakar fiyatlara çıkmasına sebep olmasın.

Bir sonraki yazıda enginar'ın faydalarından bahsedeceğim. 
Karaciğere iyi gelen 10 yiyecek
Karaciğer vucudumuzun arıtma sistemi işlevi gören bir kimya fabrikası gibidir. Metabolizmamızın normal işleyişi sırasında kana karışna atıklar karaciğer tarafından bertaraf edilir, yağ molekülleri karaciğerin ürettiği safra tarafından parçlanaarak yakılır, depolamaya hazır hale getirilir. Kısacası karaciğer bir yandan sindirime yardımcı olurken diğer yandan da vucudun kimyasal dengesinin sağlanmasında vazgeçilmez bir rol oynar.



Karaciğer elini hemen hemen her işe attığı için yediğimiz, içtiğimiz herşeyden o da nasibini alır. Ağır yiyecekler, sindirim sistemini zorlayan sindirilmesi zor besinler, alkol, aşırı yağlı yiyecekler, ve aldığımız ilaçların bir kısmı karaciğerin yükünü arttırır. Fazla çalışmak zorunda kalan karaciğer zamanla kronik karaciğer yetmezliğine yenik düşebilir. Bu yüzden karaciğerimize çok iyi bakmamız gerek.

Karaciğer yaklaşık 1500 gram ağırlığında bir organdır. Bu büyük kütleli organın başardığı tüm ,şleri başarmak için birbirinden farklı yedi sekiz fabrika kurmamız gerekirdi. Karaciğersiz yağ yakamaz, besin maddelerini yararlı moleküllere dönüştüremez, proteinleri kasa ve gerekli yapı taşlarına dönüştüremezdik. Aynı zamanda karaciğerin önemli bir diğer fonksiyonu da kandaki bakterileri süzmek ve parçalamaktır. Görüyorsunuz ya karaciğerin fonksiyonlarını yazmakla bitiremiyoruz. Birini yazınca aklıma unuttuğum bir diğeri geliyor. O yüzden daha fazla uzatmadan karaciğerimize iyi bakmak için neler yapabileceğimize, karaciğere iyi gelen yiyecekler yardımı ile bu önemli organımıza nasıl destek olacağımızı anlatmaya geçelim.

Sağlıklı bir karaciğer için yapılması gerekenler


  • Bol bol su için. Motor yağı nasıl bir makinenin hareketli parçalarını sürtünmeye karşı korursa vucudumuzda da su aynı işlevi görür. Metabolizmamızın tam kapasite çalışabilmesi için yeteri kadar su tüketmek çok önemlidir.
  • Alkolü abartmadan içmek. Atatürk'ün hayat hikayesini anlatmaya gerek var mı? Aşırı alkol tüketimi karaciğerin sürekli fazla mesai yapmasına sebep olur ve sirozun en önemli sebebidir. Günde bir kadeh şarap karaciğere faydalı bile sayılırken özellikle damıtılmış (sert) alkoller karaciğeri yorar. İçme demiyorum bak, kararında iç sadece.
  • Aşırı tütün, beyaz (rafine, çay şekeri) şeker, aşırı kafein tüketimi karaciğerin baş düşmanlarındandır. Bu keyifli ve vazgeçilmezleri kararında tüketmek karaciğerinizin sağlıklı kalması için çok önemlidir.
  • Hafif ve orta dereceli egzersizler. Kıçınızı kaldırıp koşmanız ya da bisiklete (egzersiz bisikleti de olur) binmeniz ya da binadaki son iki üç katı asansörle değil de merdivenlerden tırmanarak çıkmanız için karaciğer kartını oynamama gerek kalmaması gerek aslında. Eğer hala günlük egzersizin önemini anlamdıysanız karaciğerinizi vesilesiyle anlayın. Günde en az yirmi dakika hafif ya da orta seviyede egzersiz yapmak karaciğerin yağlanmasını engeller ya da çok yavaşlatır. Yağsız karaciğer sağlıklı karaciğerdir.

Karaciğere iyi gelen 10 yiyecek


Sarımsak: Sarımsağın iyi gelmediği şey var mı acaba? Ama bu beylik öneriyi yine de yapmamız gerek. Sarımsak karaciğerin enzim üretimini hızlandırarak detoks hızını arttırır. Ayrıca sarımsak selenyum ve alicin bakımından zengindir. Alicin ve selenyum karaciğer detoksunda sıklıkla kullanılan ve tavsiye edilen maddelerdir.

Greyfurt: İşte her derde deva yiyecekelrden birisi daha yine karşımızda. Greyfurt (suyu da olur) karaciğerin toksinleri ve kanserojen maddeleri dışarı atmasına yardımcı olur. Aynı zamanda C vitamini ve antioksidanlar bakımından da zengin olduğu için diyetimizden eksik etmemem,z gereken bir yiyecektir.

Pancar:  Pancar (ya da pancar turşusu) yemek karaciğerin normal fonksiyonlarını düzenlemesine yardımcı olur. İçerdiği bioflavonoidler sayesinde karaciğere olduğu kadar dolaşım sistemine de faydalı bir fıda maddesidir.

Yeşil yapraklı sebzeler: Marul, ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler kimi ağır metalleri, zehirli maddeleri, böcek ilaçlarını nötralize etmede etkilidir. Bu da sağlıklı bir karaciğer için vucudunuza vereceğiniz ufak bir hediyedir. Bol lifli olmalarından bahsetmiyorum bile 

Yeşil çay: Son yılların en populer yiyecekelrinden birisi de yeşil çay. Yeşil çaya rastlamadan bir iyi gelen yiyecekler bloguna ya da sağlık tavsiyeleri web sayfasını okumak ya da televizyon programı seyretmek imkansız gibi bir şey. Ama boş yere değil tüm bu tantana. Yeşil çay bitkisel antioksidanlar bakımından en zengin yiyeceklerden birisi ve artık kimseye antioksidanların ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım.  

Avokado: Sağlıklı yaşam blogu yazıp da araya bir iki tane egzotik meyve katmadan olur mu? Avokado (her markette olduğu için aslında fazla egzotik sayılmaz artık) vucudunuzun glutathione denilen bir antioksidanı ürtemesine yardımcı olur. Bu özel antioksidan karaciğerin filtreleme işlevini destekleyen ve hızlandıran bir özelliğe sahiptir.

Brüksel lahanası ve brokoli: Brüksel lahanası ve brokoli gibi çok ve kötü kokulu bitkiler glucosinolate miktarını arttırır. Bu ne işe mi yarar? Bu madde sindirim enzimlerinin daha verimli üretilmesini sağlayan bir katalizör işlevi görür. Bu da karaciğerinizin daha az yorulması demektir.

Limon: Bir kaşık limon suyu için ve karaciğeriniz size dua etsin. Yoğun C vitamini ve antioksidanların yanında limonun karaciğerin toksinlerden arınmasında yardımcı olduğu bilinmektedir. 

Zerdeçal: Doğal bir detoks ürünü olan zerdeçal vücudun yağ yakmasına ve ağır gıdaları sindirmeye yardımcı olur. Safra üretimini arttırarak sadece karaciğere değil aynı zamanda mideye de iyi gelir.

Ceviz: Ceviz gibi güzel bir kuruyemişi yemeniz için ille de faydalı olmasına gerek var mı? Ama ille de ikna edilmek istiyorsanız yazalım. Ceviz omega 3 bakımından zengindir. Omega 3 herşeye iyi gelir (valla etrafa bakınca öyle görünüyor, şaka yapmıyorum), o halde karaciğere de iyi gelmesi gerekir. Günde iki üç bütün ceviz yemek için yeni bir mazeretiniz daha var işte.