5 Mayıs 2014 Pazartesi

Enginar mucizesi 1- Enginar nedir, nasıl yenir?
Bir önceki yazıda karaciğere iyi gelen yiyeceklerden bahsetmiştim. O yazıda enginar'ın adı dahi geçmemişti. Elbette enginarın karaciğere faydalarını gözden kaçıracak ya da unutacak kadar şuursuz değilim daha. Amacım kanımca sebzelerin şahı olan enginara kendi özel yazısını armağan etmekti. Enginar gerçekten tam bir doğa mucizesi ve sadece karaciğere olan faydaları ile onu bir yazının bir köşesinde bahsederek geçiştirmek gerçekten de haksızlık olurdu.



Enginar papatyagillerden dikenli çok senelik bir bitkidir. 150 santimetreye kadar boylanabilir, mavi - mor çiöekler açar. Böyle tarif edince nasıl bir mucize olduğu pek anlaşılmıyor değil mi? Karaciğere iyi gelir, antioksidan hazinesidir, kolesterolü dengeler, detoks kürlerinin vazgeçilmezidir, safra üretimini arttırır ve sindirimi rahatlatır, kanserojen maddelerin vucuttan atılmasını sağlar, ve daha niceleri. Evet, enginarın faydalarını bu şekilde sayınca kulağa gerçekten de sebzelerin şahı gibi gelmeye başlıyor, ne dersiniz? Elbette bu kadar faydası olan, bunca faydalı kimyasalla bezenmiş sebze ancak ilaç niyetine yenir, tadı bir şeye benzemez kuşkusuz. Ahh, işte enginarın sebzelerin sultanı olmasının asıl sebebi de burada yatıyor. Onca faydasına rağmen enginar aynı zamanda en lezzetli sebzelerden birisidir. Bezelye ya da iç bakla ya da her ikisi ile birden enfes bir zeytinyağlı yemek olur. Körplerinden, eğer biraz zahmete girmeye razıysanız, mükemmel bir dolma yapabilirsiniz. Ve kaliteli bi zeytinyağı ile pişirilip dereotu ile tatlandırıldığında enginar dünyanın belki de en lezzetli yiyeceklerinden birine dönüşür.

Bir yandan ecza dolabı kadar çok yönlü ve faydalı bir yandan benim diyen yiyecek kadar lezzetli, insan daha ne ister?

Daha kolay ayıklanmasını...Enginarın bir kötü tarafı barsa o da bütün sene boyunca el altında olmaması ve en bol olduğu dönemde bile arzu ettiğiniz kadar tüketemeyeceğiniz kadar pahalı olmasıdır. Bir de elbette gerçekten zor ayıklanıyor olması da canınızı sıkabilir. Ancak hiç bir iyi sonuç mücadele etmeden alınmaz ve enginarın lezzet deposu kalbine ulaşmak için de dikenli yapraklarından aşmak gereklidir. 

Enginar tam bir Akdeniz bitkisidir. Tarihi çok eskilere dayanır. Tahılların ardından ilk ekim ve dikimi yapılan sebzelerden birisi olduğu düşünülür. Eski Mısır'da hiyerogliflerde fedakarlık ve doğurganlık simgeleri olarak kullanılmıştır. Akdeniz havzasının bu mükemmel bitkisini İspanyollar 1600 lerde Amerika'ya götürseler dahi 1900'lerin başına kadar populer bir yiyecek haline gelmemiştir. Şimdilerde ise detoksa merak sarmış sağlık gurularının ve mutfak bloggerlarının ağzından düşürmediği sebzelerden birisi haline gelmiştir. Dua edin de enginar ihracatı başlayıp bu mükemmel sebzenin iyice el yakar fiyatlara çıkmasına sebep olmasın.

Bir sonraki yazıda enginar'ın faydalarından bahsedeceğim. 
Karaciğere iyi gelen 10 yiyecek
Karaciğer vucudumuzun arıtma sistemi işlevi gören bir kimya fabrikası gibidir. Metabolizmamızın normal işleyişi sırasında kana karışna atıklar karaciğer tarafından bertaraf edilir, yağ molekülleri karaciğerin ürettiği safra tarafından parçlanaarak yakılır, depolamaya hazır hale getirilir. Kısacası karaciğer bir yandan sindirime yardımcı olurken diğer yandan da vucudun kimyasal dengesinin sağlanmasında vazgeçilmez bir rol oynar.



Karaciğer elini hemen hemen her işe attığı için yediğimiz, içtiğimiz herşeyden o da nasibini alır. Ağır yiyecekler, sindirim sistemini zorlayan sindirilmesi zor besinler, alkol, aşırı yağlı yiyecekler, ve aldığımız ilaçların bir kısmı karaciğerin yükünü arttırır. Fazla çalışmak zorunda kalan karaciğer zamanla kronik karaciğer yetmezliğine yenik düşebilir. Bu yüzden karaciğerimize çok iyi bakmamız gerek.

Karaciğer yaklaşık 1500 gram ağırlığında bir organdır. Bu büyük kütleli organın başardığı tüm ,şleri başarmak için birbirinden farklı yedi sekiz fabrika kurmamız gerekirdi. Karaciğersiz yağ yakamaz, besin maddelerini yararlı moleküllere dönüştüremez, proteinleri kasa ve gerekli yapı taşlarına dönüştüremezdik. Aynı zamanda karaciğerin önemli bir diğer fonksiyonu da kandaki bakterileri süzmek ve parçalamaktır. Görüyorsunuz ya karaciğerin fonksiyonlarını yazmakla bitiremiyoruz. Birini yazınca aklıma unuttuğum bir diğeri geliyor. O yüzden daha fazla uzatmadan karaciğerimize iyi bakmak için neler yapabileceğimize, karaciğere iyi gelen yiyecekler yardımı ile bu önemli organımıza nasıl destek olacağımızı anlatmaya geçelim.

Sağlıklı bir karaciğer için yapılması gerekenler


  • Bol bol su için. Motor yağı nasıl bir makinenin hareketli parçalarını sürtünmeye karşı korursa vucudumuzda da su aynı işlevi görür. Metabolizmamızın tam kapasite çalışabilmesi için yeteri kadar su tüketmek çok önemlidir.
  • Alkolü abartmadan içmek. Atatürk'ün hayat hikayesini anlatmaya gerek var mı? Aşırı alkol tüketimi karaciğerin sürekli fazla mesai yapmasına sebep olur ve sirozun en önemli sebebidir. Günde bir kadeh şarap karaciğere faydalı bile sayılırken özellikle damıtılmış (sert) alkoller karaciğeri yorar. İçme demiyorum bak, kararında iç sadece.
  • Aşırı tütün, beyaz (rafine, çay şekeri) şeker, aşırı kafein tüketimi karaciğerin baş düşmanlarındandır. Bu keyifli ve vazgeçilmezleri kararında tüketmek karaciğerinizin sağlıklı kalması için çok önemlidir.
  • Hafif ve orta dereceli egzersizler. Kıçınızı kaldırıp koşmanız ya da bisiklete (egzersiz bisikleti de olur) binmeniz ya da binadaki son iki üç katı asansörle değil de merdivenlerden tırmanarak çıkmanız için karaciğer kartını oynamama gerek kalmaması gerek aslında. Eğer hala günlük egzersizin önemini anlamdıysanız karaciğerinizi vesilesiyle anlayın. Günde en az yirmi dakika hafif ya da orta seviyede egzersiz yapmak karaciğerin yağlanmasını engeller ya da çok yavaşlatır. Yağsız karaciğer sağlıklı karaciğerdir.

Karaciğere iyi gelen 10 yiyecek


Sarımsak: Sarımsağın iyi gelmediği şey var mı acaba? Ama bu beylik öneriyi yine de yapmamız gerek. Sarımsak karaciğerin enzim üretimini hızlandırarak detoks hızını arttırır. Ayrıca sarımsak selenyum ve alicin bakımından zengindir. Alicin ve selenyum karaciğer detoksunda sıklıkla kullanılan ve tavsiye edilen maddelerdir.

Greyfurt: İşte her derde deva yiyecekelrden birisi daha yine karşımızda. Greyfurt (suyu da olur) karaciğerin toksinleri ve kanserojen maddeleri dışarı atmasına yardımcı olur. Aynı zamanda C vitamini ve antioksidanlar bakımından da zengin olduğu için diyetimizden eksik etmemem,z gereken bir yiyecektir.

Pancar:  Pancar (ya da pancar turşusu) yemek karaciğerin normal fonksiyonlarını düzenlemesine yardımcı olur. İçerdiği bioflavonoidler sayesinde karaciğere olduğu kadar dolaşım sistemine de faydalı bir fıda maddesidir.

Yeşil yapraklı sebzeler: Marul, ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler kimi ağır metalleri, zehirli maddeleri, böcek ilaçlarını nötralize etmede etkilidir. Bu da sağlıklı bir karaciğer için vucudunuza vereceğiniz ufak bir hediyedir. Bol lifli olmalarından bahsetmiyorum bile 

Yeşil çay: Son yılların en populer yiyecekelrinden birisi de yeşil çay. Yeşil çaya rastlamadan bir iyi gelen yiyecekler bloguna ya da sağlık tavsiyeleri web sayfasını okumak ya da televizyon programı seyretmek imkansız gibi bir şey. Ama boş yere değil tüm bu tantana. Yeşil çay bitkisel antioksidanlar bakımından en zengin yiyeceklerden birisi ve artık kimseye antioksidanların ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım.  

Avokado: Sağlıklı yaşam blogu yazıp da araya bir iki tane egzotik meyve katmadan olur mu? Avokado (her markette olduğu için aslında fazla egzotik sayılmaz artık) vucudunuzun glutathione denilen bir antioksidanı ürtemesine yardımcı olur. Bu özel antioksidan karaciğerin filtreleme işlevini destekleyen ve hızlandıran bir özelliğe sahiptir.

Brüksel lahanası ve brokoli: Brüksel lahanası ve brokoli gibi çok ve kötü kokulu bitkiler glucosinolate miktarını arttırır. Bu ne işe mi yarar? Bu madde sindirim enzimlerinin daha verimli üretilmesini sağlayan bir katalizör işlevi görür. Bu da karaciğerinizin daha az yorulması demektir.

Limon: Bir kaşık limon suyu için ve karaciğeriniz size dua etsin. Yoğun C vitamini ve antioksidanların yanında limonun karaciğerin toksinlerden arınmasında yardımcı olduğu bilinmektedir. 

Zerdeçal: Doğal bir detoks ürünü olan zerdeçal vücudun yağ yakmasına ve ağır gıdaları sindirmeye yardımcı olur. Safra üretimini arttırarak sadece karaciğere değil aynı zamanda mideye de iyi gelir.

Ceviz: Ceviz gibi güzel bir kuruyemişi yemeniz için ille de faydalı olmasına gerek var mı? Ama ille de ikna edilmek istiyorsanız yazalım. Ceviz omega 3 bakımından zengindir. Omega 3 herşeye iyi gelir (valla etrafa bakınca öyle görünüyor, şaka yapmıyorum), o halde karaciğere de iyi gelmesi gerekir. Günde iki üç bütün ceviz yemek için yeni bir mazeretiniz daha var işte.

21 Nisan 2014 Pazartesi

Antibiyotik Çağının Sonuna Geldik Mi? (2)
Bir önceki yazımda antibiyotik kullanımının çok kısa bir zamanda nasıl arttığına, ve bunun pek çok hastalığı alt etmek bir yana nasıl daha dirençli ve kurtulması daha zor birer hastalık haline getirdiğinden bahsetmiştim. Antibiyotik Çağının Sonuna Geldik Mi? (1) başlıklı bu yazıda 2000'li yılların başına geldiğimizde dünyanın nasıl da antibiyotiklerle dolu bir yer haline geldiğinden bahsetmiştik. Bu da bizi neden bitkisel antibiyotiklere yönelmenin zamnının gelip geçtiğini daha iyi anlamaya götürecek.



Antibiyotikler gittikçe daha dengeli bir şekilde metabolize olacak özellikler ile üretiliyor. Bu da şu demek: antibiyotikelrin kandaki yarı ömrü ve etkin ömrü uzuyor. Artık pek çok antibiyotik vucuttan atıldıktan sonra da antibiyorik özelliklerini koruyorlar. Bu arada hatırlatalım antibiyotik kjelime anlamıyla, anti hayatta olan şey yani yaşam karşıtı demek. Pek çok antibiyotik önüne gelen bakteriyi yok etmek üzere tasarlandığı için doğaya karışan antibiyotikler de doğada bir yandan bakteri öldürmeye (yararlı mı zararlı mı olduğuna bakmadan) öldürmeye devam ediyor. Bir yandan da düşük konsantrasyondaki bu atık antibiyotikleri le karşılaşan bakteriler çok daha kolay bağışıklık kazanıyorlar. Aslında bir bakıma pek çoğumuz henüz daha vucudunuza antibiyotik sokmadan hali hazırda bu ilaçlara direnç kazanmış antrenmanlı canavarlar ile mücadele etmek zorunda kalıyoruz.

Her enfeksiyon ile antibiyotik ile mücadele ettiğimiz yetmiyormuş gibi bir de sorumsuz doktorların sadece fazla muhafazakar teşhis ve tedavi pratikleri yüzünden gereksiz yere reçetelerine yazdığı milyonlaca doz antibiyotik tamamen gereksiz şekilde tüketiliyor. Pek çok doktor sadece test ve analizin gerektiridği zamanla uğraşmamak için viral olduğunu analize bile gerek kalmadan teşhis edebilecekleri hastlaıklar için ible otomatik olarak antibiyotik yazıyor. Naıl olsa viral enfeksiyonun iyileşmesini geciktirmeyeceği için ufak da olsa risk almaktansa tüm dünyanın sağlığını uzun vadede tehlikeye atacak bir anlayışla hareket ediyorlar. Bu da sanki yeteri kadar kötü değilmiş gibi pek çok hasta ya ezbere antibiyotik kullanıyor ya da tüm enfeksiyonu yenmeden antibiyotik kullanımını yarıda bırakarak dirneç kazanan bakterileri dünyaya saçıyor.

Kısacası, millet, antibiyotikler yakın zamanda (kaç sene olur bilemem ama çok fazla zamanımız yok) çözdüklerinden daha fazla problem yaratan bir silaha dönüşebilirler. Bundan bir nesil önce tedavi edebildiğimizden daha fazla hastalık tedavi edebiliyoruz ama aynı zamanda bir nesil önce ilaca dahi ihtiyaç olmadan atlattığımız rahatsızlıkalrı ağır antibiyotik dozları olmadan atlatamayan bir nesil yetiştiriyoruz. Pek çok bilim adamı yakın gelecekte dünyada daha önce görülmeyen ölçüde ölümcül salgın hastalıklar ile karşı karşıya kalacağımız konusunda uyarıalrda bulunuyor. 

Direnç kazanan bakteriler konusunda en iyi örnek her geçen yıl daha fazla hastanın orpeasyon sonrası komplikasyonlar sonucu ölmesine yol aöan hastane enfeksiyonları. Şu aralar en muhafazkar tahminler bile hastahanede bulaşan enfeksiyonların Amerika Birleşik Devletlerinde dördüncü en yaygın ölüm sebebi olduğunu iddia ediyor.



Geldiğimiz nokta gerçekten de ürkütücü. Penisilin 1929'da keşfedildi, yaygın olarak kullanılmaya ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra başlandı ve 1960'larda onlarca antibiyotik türü keşfedilmiş ve kullanılmaya başlanmıştı. Antibiyotikelre ve tıbba güven o derece yüksekti ki ABD Sağlık Genel Müdürü Amerikan Kongresin'ne gururla tüm bakteriyel enfeksiyonların 2000 yılına kadar yeryüzünden silineceğini ve viral olmayan tüm hastalıkalrın sıradan nesleden daha fazla rahatsızlık yaratmayacağını ilan etti. 200'lere geldiğimizde durum bundan daha farklı olamazdı. Bugün bakteriyel hastlaıklar yok olmak bir yanan dünya tarihinde belki de hiç olmadığı kadar fazla can alıyor. Ve bunun sorumlusu sorumsuzca antibiyotik kullanan hastalar ve bu kullanımı teşvik eden doktorlar (ilaç firmalrının rolüne daha değinmedim bile, ona da sıra gelecek).

Peki ne yapabiliriz? Bu başlık altında yazdığım yazıalrda bir sonraki konumuz giderek artan antibiyotik direncine karşı neler yapılabileceğinin bir yol haritası olacak. 

3 Nisan 2014 Perşembe

Antibiyotik Çağının Sonuna Geldik Mi? (1)
Antibiyotikler tıp dünyasının belki de tüm insanlık tarihinin en büyük buluşlarından birisi. 1942 yılında, penisilin'in keşfinden hemen sonra bu mucize ilaç tarafından hayatı kurtulan ilk hasta olan Anne Miller'dan bu yana milyonlarca insan sadece 100 sene önce onları bir kaç hafta ya da gün içerisinde öldürecek olan hastalıklardan kurtuldu. Antibiyotiklerin her sene kurtardığı hayat milyonlarla ölçülüyor. Pek çok bakımdan modern tedavilerimiz antibiyotikler olmadan imkansız gözüküyor. Ancak giderek artan antibiyotik bağımlılığımız bu mucize ilacın sonunu da hazırlıyor olabilir.



Dünyada en hızla evrilen, yani yeni çevre şartlarında hayatta kalma ve çoğalma becerilerini geliştiren canlılar bakteriler (virüslerin teknik olarak canlı olup olmadığı hala tartışmalı bir konu, yoksa virisüler evrilme ve adapte olma konusunda bakterilerden daha aşağı kalmıyorlar). Bu özellikleri onları çok tehlikeli kılıyor. Bakterilere karşı geliştirdiğimiz tüm ilaçlar ve doğal bağışıklık sistemimizin geliştirdiği savunma önlemleri bakterilerin tamamını öldürmüyor. Bazı bakteriler bu savunma sistemlerine dirençli oluyorlar. Bu dirençli bakteriler çoğaldıklarında kısa bir süre önce işe yarayan bir ilaç artık daha az etkili bir hale gelmiş oluyor. Bunun üzerine araştırmacılar daha güçlü, farklı aktif maddeler içeren yeni antibiyotikler geliştiriyorlar. Tam bir silahlanma yarışı kısacası. Bakteriler kendilerini daha dirençli kıldıkça biz de daha yeni antibiyotikler ile saldırıyoruz. Ancak bakteriler bizden daha fazla ve hep bir adım geride olmaya mahkumuz çünkü ancak bakterilerin geliştirdiği yeni saldırılara karşılık olarak ilaç geliştirebiliyoruz. Kaldı ki bakterilere bütün gücümüzle saldırmak çoğu zaman vücudumuza faydalı olan bakterilerin (çoğu sindirim sistemimizde yaşar) de ölmesine yol açıyor ve iyileşeceğim derken bedenimizin dengesini hepten mahvediyoruz.

Uzunca bir süre bu silahlanma yarışının bizim lehimize biteceğini düşündük. Penisilin çok güçlü bir ilaçtı ve penisilin türevleri hemen hemen tüm bakteri enfeksiyonlarına karşı etkiliydi. Ancak zamanla aslında bu yarışta yavaş yavaş geri düşmeye başladığımızı farkettik. 1942'de piyasada sadece tek bir penisilin vardı. 2000'lere geldiğimizde ise 50'den fazlası penisilin türevi olmak üzere 200 civarında antibiyotik türevi kullanıyoruz. (bu 200 sayısı piyasadaki ilaç markalarını değil antibiyotiklerde kullanılan aktif madde türevlerini belirtiyor. Aynı maddeyi kullanan onlarca antibiyotik var bu da 200 antibiyotik türünü kullanan binlerce antibiyotik markası demek). 



1949 (1) yılında, antibiyotik  çağının başında Dünyadaki toplam antibiyotik üretimi yaklaşık 80 bin litre kadardı. Bu sayı çok fazla geliyor ama bu miktar  kişi başına bir gramın ellide birinden daha az antibiyotik üretildiği anlamına geliyor. Tek bir kapsül antibiyotikten daha az. İnsanların ortalama tek bir hap antibiyotikten daha az antibiyotik kullandığı bir dünya. Bundan 50 sene sonra, 21.yüzyılın eşiğinde 1999 yılında dünyadaki antibiyotik üretimi yaklaşık 20 milyon litereye ulaşmıştı. Tam 250 kat artış...2009 yılında ise sadece Amerika'da üretilen antibiyotik miktarı 30 milyon litreyi geçmişti. Kısacası dünya, özellikle de batı dünyası tam anlamıyla bir antibiyotik denizinde yüzüyor diyebiliriz.

Şimdi korkutucu olan tarafına gelelim işin: Son on senede kullandığımız antibiyotik miktarını ikiye katladık, ancak bakterilerin yol açtığı hastalıkalrı tedavi edebilme oranımızda iyileşme olmaması bir yana düşlük de olsa anlamlı bir düşüş bile yaşandı. Milyarlarca dolarlık ar-ge çalışması, damarlarımza enjekte ettiğimiz ve hap olarak yuttuğumuz antibiyotik miktarını ikiye katlamak bakteriler karşısında ancak cepheyi korumamızı sağlıyor ve işaretler gösteriyor ki cephe belki de yarılmak üzere. 

Şimdilik burada duralım. Gelecek yazıda bu antibiyotik savaşında doktor, firma, ve hastaların payını tartışmaya başlayacağız. Yorumlarınızı aşağıda bekliyorum. Biliyorum ki bir blog ancak okuyucuları kadar iyidir... Bitkisel Antibiyotikler yazı serisinin diğer yazıları için Bitkisel Antibiyotikler sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Kaynaklar

1 - Stephen Harrod Buhner, (2012). Herbal Antibiotics. Storey Books: North Adams, MA

10 Mart 2014 Pazartesi

Mide ağrısına iyi gelen bitkiler
Önceki yazılarımızda günlük diyetinizin parçası olan yiyeceklerden hangilerinin mide ağrılarınıza iyi gelebileceği üstünde durmuştuk. Mide ağrısına iyi gelen yiyecekler ve Mide ağrısına iyi gelen sekiz yiyecek yazılarımıza göz atabilirsiniz.Bu yazıda ise mide ağrısına iyi gelen bitkiler'den bahsedeceğiz. Bu bitkilerin bir kısmı yemekleri le birlikte tüketmediğimiz, mide ağrısına özel olarak tüketeceğimiz bitki çayları şeklinde olacak.


Mideniz gaz ya da sindirim güçlüğü nedeniyle sık sık ağrıyor ve size rahat vermiyorsa, sindirim ilaçlarınızı sakladığınız çekmecenize, bitki çaylarını da eklemeyi düşünebilirsiniz. Yeyip içtiklerimiz ve özellikle de hazır gıdalar, kahve, süt ürünleri, şeker ve alkol pek çoğumuzda gaz, şişkinlik, hazımsızlık, mide yanması, mide ağrısı, kabızlık ya da ishal gibi sindirim sorunlarını tetikler. Sık karşılaşılan bu tip mide ve bağırsak sorunlarını çözmek için bitkilerden faydalanabilirsiniz.Bitkilerin her geçen gün ayrı bir faydasının ortaya çıktığı ve pek çok ürünün piyasaya sürüldüğü günümüzde, hangi bitkinin neye iyi geldiğini akılda tutmanın gitgide zorlaştığı söylenebilir. Mide ağrısına iyi geldiği bilinen ve hatırlamanız gereken başlıca bitkiler: nane, papatya ve zencefildir.

Nane

Hoş kokusuyla özellikle de nefesi tazeleyen ürünlerde kullanılan nane, akşam yemeğinden sonra tüketildiğinde nefesinizi tazelemekten çok daha fazlasını yapabilir. Bitkide bulunan uçucu yağ, mentol, sindirim sistemindeki düz kaslar üzerinde doğrudan bir spazm çözücü etkiye sahiptir. Ayrıca bitkinin hoş kokusu sinirleri yatıştırdığı gibi mideyi de yatıştırabilir. Naneyi aynı zamanda başka bitki çaylarına da koku ve lezzet katması için ekleyebilirsiniz. Örneğin yeşil çay ya da zencefilli çayınıza içmeden bir kaç dakika önce bir kaç yaprak taze nane katarak çok daha lezzetli ve daha yatıştırıcı bir içecek elde edebilirsiniz.
Kramp giren mide ve bağırsağı yatıştıran nane, mide yanması, gaz, karın ağrısı ve ‘çok yedim’ hissini bastırmak için de işe yarayabilir. İrritabl bağırsak sendromu için de nanenin önerildiğine sık şahit oluruz. Bu rahatsızlığın belirtileri arasında karın ağrısı, şişkinlik, ishal ya da kabızlık sayılabilir. Özellikle kadınları etkileyen irritabl bağırsak sendromunun belirtilerini hafifletmek için nane çayı etkili olabilir. Nanenin faydalarını bilimsel olarak ispatlamak üzere çalışmalar devam ederken, pek çok herbalist, herhangi bir sindirim şikayeti olmayanların bile düzenli olarak nane çayı içmeleri halinde, sindirim sistemlerinin daha düzgün çalışacağını belirtmekteler. Ancak tüm bu olumlu etkilerin yanı sıra, bazı kişilerde nanenin, yemek borusu büzgecinde basınç düşüklüğüne neden olarak mide yanmasına yol açtığı görülebilir. Eğer nanenin size dokunduğunu fark ederseniz, farklı bir bitki ile midenizi yatıştırmayı deneyebilirsiniz.

Papatya

Papatya da bin derde deva bitkilerden birisi. Bu yüzden de en güvenli bitkilerden biri olarak kabul edilen papatya, pek çok sağlık şikayeti için olduğu gibi, mide bağırsak problemleri için de yaygın şekilde kullanılır.  Sindirim şikayetlerine yönelik kullanıldığında papatya, süper güçleri olan bitkilerden biridir. Spazm çözücü, iltihap ve gaz giderici olduğu düşünülürse gerçekten de bitki, bu konuda pek çok sıkıntıya son verebilir. Gaz, mide ağrısı ve mide ekşimesine karşı, sindirim yolundaki mukozayı yatıştıran ve rahatlatan papatya, aslında tüm vücutta sakinleştirici bir etki yapar. Özellikle de mide ağrısı stres kaynaklı olanlar, bitkinin yatıştırıcı özelliğinden faydalanacaklardır. Papatya çayı ishali hafifletmek için de kullanılır ancak özellikle çocukların ishal tedavisinde dikkatli olmak gerekir. İshal çok kısa zamanda aşırı su kaybına yol açarak tehlikeli bir rahatsızlık halini alabilir ve inatçı bir ishali evde bitkisel çözümler ile tedavi etmek konusunda ısrarcı olmamak ve en kısa zamanda bir doktora baş burmak gereklidir.

Papatya rahatça güvenerek tüketebileceğiniz bir bitkisle üründür. pek çok faydası olduğu gibi belirgin bir yan etkisi de yoktur. Bu sonuçlar kişiden kişiye farklılık gösterebilir ve unutmamak gereklidir ki nadir de olsa papatya alerjisi bilinen bir alerji türüdür. Eğer daha önce papatya çiçeği ya da papatya içeren ürünler ile doğrudan temasınız olmadıysa, ya da üzerinden bir kaç sene gibi uzun bir zaman geçtiyse öncelikle küçük miktarlarda kullanarak vücudunuzun vereceği tepkiyi kontrol etmenizde fayda var.

Zencefil

Tıpkı nane ve papatya gibi zencefil de gaz gidericidir ve böylelikle gazdan kaynaklanan ağrı ve şişkinliğe iyi gelir. Bitkisel tıpta zencefil ‘ısıtan‘ bitkilerden biri olarak kabul edilir ve bu özelliğiyle vücudun içten daha çok ısı üretmesini sağlar. Bu durum ağır işleyen sindirim sistemi üzerinde düzenleyici bir etki yapar.
Ancak zencefili diğer bitkiler arasından öne çıkaran başlıca özelliği bulantı ve kusmayı giderici etkisidir. Sabah bulantıları ya da araba, tekne tutması gibi hareket kaynaklı bulantılar için birebirdir. Üstelik bulantı giderici çoğu ilacın aksine, uyuşukluk ve sersemlik gibi yan etkileri de yoktur.

Mide Ağrısına İyi Gelen Diğer Bitkiler

Rezene

Rezene daha çok mide krampları için önerilen aromatik bitkilerden biridir. Botanikteki ismi ‘Foeniculum vulgare‘ olan rezene, Akdeniz kökenli, dayanıklı ve çok yıllık bir bitkidir. Bitkisel tıpta rezenenin tohumlarından faydalanılır.İltihap giderici olmasının yanı sıra gaz giderici olarak da bilinen rezene, spazm çözücü olduğundan mide ağrılarına önerilmektedir. Yemeklerden sonra yarım çay kaşığı rezene tohumu yemek sindirime yardımcı olur, gazı engeller ve rezenenin diğer yararlarından faydalanmanın kolay bir yoludur. Ya da dilerseniz, rezene tohumunu salatalara, yemeklerinize ekleyebilirsiniz.Rezeneyi makul miktarda tohum olarak değil de tablet, uçucu yağ benzeri şekillerde tüketirken dikkatli olunmalıdır. Bu bitkide doz aşımı yapıldığı takdirde, güçlü yan etkilere maruz kalınabilir. Bulantı, kusma, nöbet veya akciğer ödemi gibi sorunlara yol açabilir. Mide ağrısı için rezeneli ürünlere başvurmadan önce, kullanım biçimiyle ilgili doktorunuza danışabilirsiniz. Epilepsi hastaları, hamile kadınlar ya da hamile kalmayı planlayan kadınlar rezene kullanmamalıdır.

Karahindiba

Karahindiba pek çok kişinin gözünden kaçan ancak vitamin ve mineral bakımından son derece zengin olan, faydalı bir bitkidir. Latince adı ‘Taraxacum officinale‘dir. Bitki A, B, C ve D vitaminlerini içermesinin yanı sıra, aynı zamanda potasyum, demir ve çinko kaynağı olarak da bilinir. Geleneksel olarak karahindiba karaciğer, böbrek, cilt, mide yanması ve bozuk mide gibi şikayetler için kullanılır olmuştur. Saydığımız mide şikayetleri çoğu kez ağrılı olduğundan, karahindibanın mide ağrısına da iyi geldiğini düşünebiliriz. Karahindiba mutfaklarımıza da girmiş bir bitkidir. Yaprakları salatalarda, sandviçlerde ve çay yapımında kullanılır. Kökleri bazı kahvelerde, çiçekleri ise şarap yapımında kullanılır. İdrar söktürücü özelliği ile öne çıkan karahindiba, taze ya da kurutulmuş olarak mide sorunları için tüketilebilir. Ayrıca bitkinin kökleri kabızlığa karşı da önerildiğinden, karahindiba sindirime yardımcı bitkiler arasında sayılır. Genel olarak güvenli bir bitki olarak bilinse de, bazı kişilerin karahindiba alerjisi olabileceği unutulmamalıdır. Ayrıca, böbrek ve safra kesesi rahatsızlıkları olanların doktora danışmadan bu bitkiyi içeren bitkisel takviyeler almaları önerilmez.
Mide Ağrısına İyi Gelen Sekiz Yiyecek
Daha önce mide ağrısına iyi gelen yiyecekler üzerine genel bir yazı yazmıştım. Şimdi ise daha önce sifalibitkim.com sitesinde gözüme çarpan bir yazıdan yola çıkarak mide ağrısına iyi gelen bir kaç yiyecekten teker teker bahsetmek istedim. Parantez içindeki yorumlar benim yaptığım eklemeler. Elbette, her zamnki gibi bu ya da benzeri web sayfalarındaki tavsiyeleri ve önerilen yöntemleri asla doktor tavsiyesinin yerine geçecek şekilde, ya da doktor tavsiyesinin aksi yönde onun yerine geçecek şekilde kullanmayın.


Mide ağrısı ciddi bir rahatsızlığın belirtisi olabilir. Eğer mide ağrısına iyi gelen yiyecekler tavsiyelerimizi takip etmenize rağmen bir ya da iki gün içerisinde herhangi bir iyileşme olmaz ya da durumunuz ağırlaşırsa mutlaka bir uzman hekimin tavsiyesini alın. Bitkisel çözümler ile pek çok sağlık sorununun üstesinden gelineceğine inancımız tam. Ancak bu modern tıbbın gereklerini yerine getirmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Aksine buradaki tüm tavsiyelerimizi doktorunuzun da onayıyla onun uyguladığı tedavilere ek ve destek olarak uygulayabilirsiniz.

Karnabahar


Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının ham maddesi olarak kullanılıyor. (elbette gaz problemini de bir yana bırakmak o kadar kolay değil. Bir de haşlama sırasında ortaya çıkan koku da evin diğer sakinlerini üstünüze salabilir...şaka bir yana karnabahar gerçekten de karnabahardaki kimi maddeler mideyi yatıştırıcı etkiye sahip)

Meyankökü
Güçlü bir mide koruyucusu. Yapılan son araştırmalara göre midedeki aşırı asitlenmeyi azaltıyor. (bazı bitkisel ürünler var ki neredeyse iyi gelmedikleri şey yok. Meyan kökü de bunlardan birisi. Özellikle sindirim sistemi üztündeki etkileri oldukça güçlü)

Lahana
Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve püresinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor. Dörtte bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler halinde doğrayın. 1 kerevizi soyup doğrayın. 1 havucu temizleyip dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve püresinde sıkıp sabah akşam suyunu için. (Ben çiğ lahanaya bayılırım. Çocukken de ne zaman lahana dolması yapılsa sarılamayacak kadar küçük ve gevrek yaprakları ben önüme çeker kemirirdim. Elbette bu sebze suyu herkesin rahatlıkla tüketeceği bir ürün değil. Bu arada lahana da elma suyu da asit içerdiği için ağrının sebebi asit fazlalığı ise fazla işinize yaramayabilir)

Patates
Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve püresinde suyunu sıkın. Su, havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için. (bu da faydası bariz ama tadı kötü bitkisel çözümlerden birisi. açıkçası çiğ patates suyunu içmem için midemin epeyce ağrıması lazım...)

Maden suyu
Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor. (maden suyundaki mineraller ve karbondioksit asit'i nötralize etmek için gerçekten etkilidir. üstelik elektrolit ihtiyacınızı da aradan çıakrtmış olursunuz. ama abartmayın. günde iki küçük şişe yeterli olacaktır)

Ispanak
Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin. (ve her ne kadar birbirlerine uysalar da yoğurdu ıspanaktan uzak tutmayı unutmayın. yoğurt demir emilimini bastırdığı için ıspanağın faydasını azaltır)

Zeytinyağı
Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor. (doğa mucizesi işte ben daha ne yazayım?)

Baklagil
Fasulye, bezelye ve mercimekte bulunan bioflavionid maddesi, midenin koruma faktörünü artırıyor.


9 Mart 2014 Pazar

Mide Ağrısına iyi Gelen Yiyecekler
Mide ağrısı pek çok sebeplerle ortaya çıkabilir. Hazımsızlık, gıda zehirlenmesi, mide üşütmesi, ülser, gastrit, aşırı yemek yeme, aşırı yağlı ve ağır yiyecekler, alışkın olunmayan gıda maddelerinin tüketilmesi....bu liste say say bitmez. Mide ağrısının sebebi eğer ülser gibi kronik bir rahatsızlıktan kaynaklanmıyorsa mideyi yatıştıracak çeşitli yiyecek ve içecekler ile mide ağrınızı azaltabilir ya da tamamen geçirebilirsiniz. Elbette eğer mide ağrınız bir iki gün içerisinde iyileşmeye başlamaz veya daha da ağırlaşırsa hiç zaman kaybetmeden bir doktora başvurmanızda fayda var. Buyrun mideniz ağrıdığında ne yemeniz, ve hangi yiyeceklerden uzak duırmanız gerek okuyun.



Hafif Yemekler Tüketin

Ninelerimiz doğrusunu biliyorlardı. Mideniz ağrıdığında asit fazlasını emecek ve sindirim sisteminize fazla yük getirmeyecek gıdalar tüketerek ağrınızı hafifletebilir ve midenizin kenidini toparlamak için ihtiyacı olan süreyi verebilirsiniz. Bu süreçte bol asitli yiyeceklerden kaçının ve mide asidini absorbe edebilecek şu besinlere öncelik verin:
  • Ekmek
  • Muz
  • Yağsız pilav
  • Haşlanmış patates
  • Derisiz haşlanmış tavuk göğüs eti
Eee bunların hepsi çirkin ama diye mi düşündünüz? Evet haklısınız. Mideye iyi gelen pek çok yiyecek maddesi az yağlı olduğu için lezzet olarak çok da tatmin edici olmayacaktır. Sonuçta kim yağsız yağsız haşlanmış patates yemek ister ki? Ya da yağsız pirinç lapası kimin listesinde en üst sıralardadır? Eğer karın ağrınızı hafifletmek ya da ondan tamamen kurtulmak istiyorsanız tadı hoşunuza gitmese de mide ağrısına iyi gelen yiyeceklerden tüketmelisiniz.

Bol sıvı tüketin

Mide ağrısı oralarda işlerin iyi gitmediğine dair bir işaret sizin için. İşlerin mide cenahında kötü gitmesinin sebebi besin zehirlenmesi ya da yediğiniz bir şeyin dokunması olabilir. Bu durumda midenize ve genel olarak sindirim sisteminize bir iyilik yapın ve bol bol sıvı tüketin ki ona zarar veren maddelerin yoğunluğu azalsın ve kolayca dışarı atılabilsinler. Eğer mide ağrısı ile birlikte bir de ishal varsa o ilk direktifiniz acilen sıvı tüketiminiz arttırmanız olacak. Eğer ishal uzun süreli ve yoğun olursa tuzlu ayran içerek tuz kaybınızı da telafi etmeniz gerekecektir. Elbette daha dengeli elekrolit içeren spor içecekelrinden de tüketebilirsiniz. Ancak bu içeceklerden fazla tüketmenin başka zararları olabileceğini unutmayın.


Lifli Gıdalar

Mide ağrısı bazen uzun süren kabızlık nedeniyle oluşabilir. Sindirim sisteminin çalışmasına yardımcı olan lifli gıdalar tüketerek bağırsaklarınızı boşaltabilirsiniz. Uzmanlar kabızlık için buğday kepeği, esmer pirinç, rafine tahıllar, kepekli ekmek, kuru erik, kuru kayısı, kuru incir gibi lif bakımından zengin gıdaların tüketilmesini öneriyor. Ayrıca düzenli olarak koyu yeşil yapraklı sebze ve taze meyve yemek kabızlığa iyi gelen besinler arasında gösteriliyor.

Az Yağlı Gıdalar

Hazımsızlık çekenlere, günde 3 büyük öğün yerine 5 küçük öğün tüketmeleri ve bu öğünlerde az yağlı gıdalar yemeleri öneriliyor. İşlenmiş gıdalardan, fast-food yiyeceklerden, konserve gıdalardan, yağlı et ve süt ürünlerinden, bol baharatlı yemeklerden uzak durmak, en azından bu tip gıdaları azaltmak sindirim sisteminin daha düzgün ve hızlı çalışmasına yardımcı olacaktır.

Yoğurt ve Kefir

Fermente süt ürünleri olan yoğurt ve kefir, bol miktarda kalsiyum ve D vitamininin yanı sıra sindirime yardımcı olan probiyotik içermektedir. Probiyotikler, mide ağrısına yol açan mide enfeksiyonu, kronik mide iltihabı, ishal gibi rahatsızlıklara karşı koruma sağlarken bu rahatsızlıkların neden olduğu belirtileri hafifletir. Tükettiğiniz yoğurt ve kefirin sindirime yardımcı olması için ambalajının üzerinde “aktif kültür içerir” ibaresinin olup olmadığını kontrol edin.

Keten Tohumu

Yüksek oranda lif ve sağlıklı yağ olarak bilinen omega-3 yağ asidi içeren keten tohumu kabızlığa iyi gelir ve kabızlık nedeniyle oluşan şişlik ve mide ağrılarını azaltabilir. Keten tohumunu öğütülmüş olarak yoğurtla karıştırarak ya da salatalarınızda kullanarak tüketebilirsiniz.

Zencefil Çayı

Sindirime yardımcı olan zencefil çayı mide asidi üretimini dengeler ve özellikle aşırı yemek sonrası yaşanan mide ağrısını hafifletir. Midenizi yatıştırmak için taze zencefil kökünden 2-3 dilim keserek kaynar suya atın ve 3-4 dakika daha kaynattıktan sonra 10 dakika demlenmeye bırakın. Mideniz yatışana kadar günde 2-3 bardak içebilirsiniz.

Diğer Öneriler

  • Mide krampı yaşıyorsanız bir süre süt ürünü tüketmeyin
  • Midenize sıcak kompres yapmak veya havlu sararak sıcak tutmak ağrıları azaltabilir
  • Gaz yaptığı bilinen fasulye, brokoli ve diğer sebzeleri tüketmeyin
  • Ayaklarınızın altına 2 yastık koyup sırt üstü uzanın
  • Gece saatlerinde yemek yemeyin